1 Haziran 2020 Pazartesi

ÖLÜM


Dışarıdan ne sesi olduğunu anlayamadığım ambulans sireni benzeri sesler gelirken ben oturmuş müzik dinleyerek geçmişte çektiğim fotoğraflara bakıyorum. Beş dakika öncesinde pencereden gördüğüm manzara sonucu düşünüyorum. Belli ki kaza olmuş. Düşünsene, şuan orada birkaç insanın hayatı ellerinden gitmek üzere. Onları sevenlerin de dünyaları kararmak üzere. Ölüm bir gerçek ama neden bu kadar ağır? Anlayamıyoruz belki de yeterince bu dünyada olan ve biten şeyleri. Bir kaza oluyor, hayretle izliyoruz, yaralılara şifa diliyoruz, yakınlarına sabır diliyoruz, Allah korusun diyoruz ve hayat bizim için sürüp gitmeye devam ediyor. Oysa ki bu kaza sonucu kim bilir kaç insanın hayatı kim bilir ne kadar çok değişti. Biz olsaydık ya orda? Garip. Hayat dediğimiz şey sanki sonsuzca sürüp gidecek gibi. Her an küçük dertlerle dertlenmemiz, elimizde olmayan her şeyi ihtiyaç olarak görüp onları elde etmeye çalışmamız, vaktimizi en güzel şekilde eğlenerek geçirmeye çalışmamız, gelecekteki yaşamımız için sürekli bir şeyler biriktirmeye çalışmamız bundan değil mi? Ama ya o kazada biz olsaydık şuan? Belki de onca yaptığımız plana rağmen hayatımız bir anda kesilmiş ve planlarımız duman olup gitmişti. “Madem bu kadar kolay hayatın bitmesi, neden bu kadar uğraşıyoruz tüm bu planlamalarla?” diye soruyorum kendi kendime. Bilmiyorum. Bir yandan gereksiz gelirken bir yandan da itiraz ediyorum kendime. Ne kadar yaşayacağımız belli olmasa bile, bu hayatı havada savrulan bir karahindiba tohumu gibi belirsiz bir şekilde süzülerek harcamak doğru olmaz diye düşünüyorum. Evet olmaz. Peki sonumuz geldiğinde yaptığımız planların hepsi boşuna gitmeyecek mi yine de? Ne için plan yapmıştık? “Hele bir meslek sahibi olayım da ondan sonra rahata ereceğim.”, “10 sene sonra kendimi yüksek bir mevkide görmek istiyorum bu yüzden sıkı bir şekilde çalışmalıyım.”, “Bir dahaki yaz tatile çıkabilmek için para biriktirmeliyim.” vs. vs. vs. Belki de tüm bunları elde edemeden bir kaza da bizim başımıza gelecek. Tüm bu planların suya düşmesine neden olan şey: Ölüm. Peki öldükten sonra ne olacak? Bir boşluk mu, bir hiç mi? Dünyada yapılan milyarlarca planların hepsi bir hiç olup gidecek mi? Belki de bazı planlar bizi sonsuz yaşama ulaştırmak üzere vardır ve keşfedilmeyi bekliyorlardır. Ne? Sonsuz mu yaşam? Böyle bir şeyi düşünemiyorum. Aklım bunu hayal edebilecek güçte değil. Çünkü benim yaşadığım dünyada her şey sonlu. Her yediğim çikolata bitiyor, her sevdiğim beni bu dünyada bırakıp gidiyor, gençliğim son buluyor, her izlediğim film de bitiyor. Ama ne büyük bir teselli sonsuz bir hayat olabilecek olması! Buna inanmak istiyorum. Ve bunun için plan yapmak istiyorum. Çünkü görüyorum ki diğer planlarların hepsi yıkılıp yok olacak ben öldüğümde. Bir kazada, bir hastanede, bir denizde veya bir evde… Herkese olduğu gibi bana da olacak. Gözlerimi son defa yumacağım bir daha açmamak üzere. Ölüm bir gerçek ama neden bu kadar ağır? Sonrasında karşılaşacağımız şeyleri bilememekten mi? Bilsek ya? Hafifleyecek mi ölümün bizdeki anlamı? Bilmiyorum. Sadece zamanımı değerli olduğuna inandığım şekilde geçirmek istiyorum. Evet sonsuz bir hayat var buna inanıyorum. Ama mutlu bir hayat mı acılı bir hayat mı buna ben karar vereceğim. Şuanda, burada, bu dünyada. Davranışlarımla, yaptıklarımla, maneviyatımla. Bir telefon alabilmek için aylardır hayal kurmak ve para biriktirmeye çalışmak beni kurtarmayacak. Belki hastanede gördüğüm yaşlı bir teyzeye halini hatırını sormak kurtaracak beni. Tüm bunları bilmeme rağmen ben de sanki bu dünyada sonsuz kalacakmış gibi yaşıyorum. Evet sonu olmayan bir yaşam var ama bu dünyada değil. Olamaz da. Baksanıza bir şu dünyanın haline? Bu kadar zalimlikler, adaletsizlikler.. Bu mazlumların hakkını alacağı bir yer olmalı. İşte sonsuz yaşam orada olmalı. Herkesin yaptığının karşılığını aldığı bir yer. Evet var. Var ama neden hala böyleyim? Neden tüm saatlerimi çöpe atıyorum? Bunu da bilmiyorum. Bilmediğim çok şey var. Bilip de uygulamadığım çok şey var. Bildiğim ise bilmediklerimin yanında koca kainatta bir kum tanesi kadar kalır belki de. Neyse hayırlısı olsun.
20 Ağustos 2015 Perşembe

TERÖR İLLETİ

Her gün farklı yerlerden şehitler veriyoruz. Allah hepsinin mekanını cennet etsin inşallah. Ama millet olarak duyarsız mıyız biraz pek anlayamadım. Çoğu kimse yine kendi derdinde. Ellerimizi kaldırıp belki biraz dua etsek, ummadığımız kadar faydalı olabilir belki de. Zaten elimizden başka bir şey de gelmez. İşin içine pek siyaset karıştırmak istemem ama, yinede şunu söylemeden edemeyeceğim. Keşke bu terör illetini bitirmek için daha etkili yöntemler kullansalar. Yakalıyoruz, göz altına alıyoruz. Yahu adam vatan haini. Ama yine içerde onu kendi paramızla besliyoruz. Osmanlı'da öyle miydi? Vatan hainleri asılmıyor muydu? Zaten bu kadar büyük bir örgüt göz altına almalarla filan bitecek gibi değil. Neyse dediğim gibi pek siyaset karıştırmak istemem. Tek isteğim duanıza onları da katmanız. Çünkü her gün ölüm korkusuyla başa çıkmak kolay değil.

29 Haziran 2015 Pazartesi

DOĞU TÜRKİSTANDA KATLİAM!

Kendi soyumuzdan, kardeşimiz olan insanlar sırf Müslüman oldukları için katlediliyorlar! İnsafsız Çin, Doğu Türkistandaki kardeşlerimize aman vermiyor. Oradaki zengin yer altı kaynakları için milyonlarca insanı katletmek nedir?! Üstelik Çin, gelirlerinin %40`ını Doğu Türkistandan sağlıyormuş. Yazıklar olsun. Hele ki böyle mübarek bir ayda, kardeşlerimiz katledilirken sessiz kalmayalım. Dualarınızı eksik etmeyin. İnsanlık namına hiç bir şeye sahip olmayan Çinliler, şimdiye kadar 60 milyon Türk`ü öldürmüşler. 60 milyon kendi kanımızdan insan öldürülmüş, ve hala bu soykırıma devam ediliyor. Allah kardeşlerimizin korusun, onlara yardımetsin. Ve lütfen siz de dualarınızı eksik etmeyin. #StopTerorismInChina #DoğuTürkistanKanAğlıyor 

25 Haziran 2015 Perşembe

NE ZAMAN ÖLECEĞİZ?




Ne zaman öleceğinizi biliyor musunuz? Tahmin edin mesela, kaç yaşlarında ölürsünüz? 60, 70, 80? Hayır, hepsi yanlış. Ne zaman öleceğinizi bilemezsiniz. Kimse bilemez. Hani bazı hastalara doktorlar der ya, şu kadar ömrü kalmış diye. İşte o bile gerçek değildir. Doktorların da bu kadar kesinmişçesine bilgi vermesi de bir acayip zaten! Düşünün bir. Bir dakika sonrası için garanti verebilir misiniz? "Bir dakika sonra ben kesinlikle canlı olacağım." diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Her an her şey olabilir. Evde yayılarak oturuyor musunuz? Deprem olmayacağı, aniden bir yangın çıkmayacağı ne malum? Sokakta mı yürüyorsunuz? Direksiyon hakimiyetini kaybeden bir sürücünün size çarpmayacağı ne malum? Örnekleri çoğaltabilirsiniz. Demek istediğim şey, ölümün vakti yok. Her an gelebilir. Risale-i Nur külliyatından bu konuyla ilgili bir kesit paylaşacağım:
"Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten(ölümden) kaçarsan kat'iyen bil ki HAYAT ZANNETTİĞİN HÂLÂT, YALNIZ BULUNDUĞUN DAKİKADIR." 
Peki ölüm her an gelebilirse, biz ne yapmalıyız? 
Yapmamız gereken tüm şeyler, bir cümleyle özetlenebilir. Allah'ın her an bizi gördüğünü bilerek, hissederek yaşamak. Eğer O'nun her an bizi gördüğünü bilirsek, kötü şeyler yapmamaya çalışırız. Bu elbette kolay değil. Ancak başlamak, başarmanın yarısıdır. Ozaman hadi başlayalım. Hele de bu mübarek ayda başlamak, ne kadar da güzel olur! 
22 Haziran 2015 Pazartesi

ORUCUN EN MÜKEMMELİ



Ramazan ayındayız, oruç tutuyoruz. Fakat yaptığımız şey gerçekten oruç tutmak mı, yoksa sadece midemizi aç bırakmak mı? Oruç demek, yemek yememek demek değildir sadece. Oruç tutma, bütün organlarla yapılması gereken bir iştir. Risale-i Nur'dan bu konuyla ilgili çok güzel bir alıntı yapmak istiyorum:

"Orucun ekmeli (mükemmeli) ise: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani: Muharremattan (haramlardan), malayaniyattan (boş, gereksiz işlerden) çekmek ve her birisine mahsus ubudiyete (kulluğa) sevketmektir." 

Biraz daha açalım. Demek istediğim, oruç tutarken kötü şeyler yapmaktan kaçınmalıyız. Yalan söylemek, dedikodu yapmak gibi. Bütün azalarımızla birlikte oruç tutmalıyız. Gözlerimizi harama bakmaktan sakındırmalıyız. Kulaklarımız haram şeyler dinlemek yerine Kur'an dinlemeli. Dilimiz yalan söyleyip, dedikodu yapmak yerine Kur'an okumalı. Peygamber efendimizin(sav) de bu konuyla ilgili bir hadisini paylaşayım:
"Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa 'Ben oruçluyum!' desin (ve ona bulaşmasın)."
Demek oruç tutarken, her şeyimizle oruç tutmalıyız. Çünkü orucun en mükemmeli, bu şekilde tutulandır.
18 Haziran 2015 Perşembe

HOŞGELDİN EY ŞEHR-İ RAMAZAN!


Uzun zaman sonra yeniden yazıyorum. Biliyorsunuz, bugün on bir ayın sultanı olan Ramazan ayının birinci günü. Oruçlusunuz değil mi? Merak etmeyin, yemeklerden uzun bir süre bahsetmeyeceğim. Ramazan ayı öyle bir ay ki, bu ayda huzursuz olmak imkansız. Bakın Ramazan ayının önemi hakkında İmam-ı Rabbani hazretleri ne diyor: Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. 
Buradan anladığımız üzere Ramazan ayını çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir. Boş şeylerle uğraşmak yerine faydalı şeylerle uğraşmalıyız. Çünkü bu ayda yaptığımız iyi şeylere verilen sevaplar diğer aylara göre kat kat fazladır. 
Ramazanda şeytan bağlanır. Ancak bir nefsimizin olduğunu da unutmamak gerekir. Ramazan ayı nefsi terbiye etmenin en güzel zamanıdır. Eğer nefsinizin kölesi olmak istemiyorsanız -ki bahsettiğim şey gerçekten çok tehlikeli bir durum- nefsinizi terbiye etmelisiniz. Nefsi terbiye etmek nasıl olur diyecek olursanız, kısaca bir özetleyelim. Normal zamanlarda bir sevap aslında on yazılır. Ancak ramazan ayında bin yazılır. Üstad Bediüzzaman'ın da dediği gibi: "Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar."
Sadece bunu bilseniz Ramazan ayının ne kadar faziletli olduğunu anlarsınız zaten. Ramazan ayını boş geçirmeyin. Düşünsenize bir; sadece bir sayfa Kur'an okusanız bin sayfa okumuş gibi olacaksınız! Daha ne olsun. Sevap kazanmak o kadar kolay ki. Şeytan bağlanmış, sevaplar katlanmış... Nefsinize de biraz hakim olursanız, bu ay sizin için çok faydalı geçecektir. Son olarak bir duayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teala, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Amin. (Mektubat)










10 Şubat 2015 Salı

ZAMANINIZI DOLDURUN



İnsanlar koşuyor. Bir o yana bir bu yana. Kimse zamanın sandıklarından çok daha hızlı geçtiğini anlamıyor. Bir haftanın geçmesini sabırsızlıkla beklerken, bir bakıyorsunuz üç yıl geçmiş oluyor. "Ey gidi günler..." diye başlayan cümleler kuruyorsunuz. Daha dün okula yeni başlamışken, bugün üniversite sınavına hazırlanıyorsunuz. Belki de yarın torunlarınızla oyunlar oynayacaksınız. Demek istediğim, zaman dediğimiz şey durmuyor, cidden hızlı. Biz boş boş oturup duvara baksak ta, dışarıda gezip tozsak da zaman ilerliyor. Zamanı durduramayız belki, ama doldurabiliriz. Kendinize fayda sağlayacak işler yapmaya çalışarak başlayın mesela. Bir şeyleri sürekli ertelemekten vazgeçin. Ne kadar yaşayacağınız belli değil. Hatta 1 dakika sonrasına bile garanti veremeyiz değil mi? Bulunduğunuz zamandan şikayet etmek yerine zamanınızı güzel şeylerle doldurmaya çalışın. Hayatından sürekli yakınan, şikayet eden ve nefret edenlerden olmayın. Hayatı kendinize zehir etmenin lüzmu yok. 
2 Şubat 2015 Pazartesi

ÖNCE KENDİNİZİ DEĞİŞTİRİN

"Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez." -Tolstoy

İnsanlar sürekli düşünür. Her saniye akıllarımızda değişik düşünceler döner durur. Çevremizdekilere bakarız, yadırgarız, eleştiririz bazen. Evet, bence bizim en büyük sorunlarımızdan biri de bu: kendimiz yerine çevreyi eleştirmek.
Huyunu veya alışkanlıklarını sevmediğimiz bir insanı değiştirmeye çalışmak ne kadar doğrudur sizce? Ben size insanlığı değiştiremezsiniz demiyorum. Elbette tüm insanlığı, hatta dünyayı değiştirebilirsiniz. Ancak burda önemli bir nokta var. Tüm insanlığı değiştirmeye çalışmaktan önce kendinizi değiştirmelisiniz. Hatta kendinizi değiştirmekten de önce kendinizi tanımalı, öz eleştiri yapmalısınız. Kendini tanımayan bir insan kaybolmuştur. Kaybolmayı kimse istemez değil mi? O halde, çevrenizdekileri ya da tüm dünyayı değiştirmeye çalışmadan önce kendiniz için yapmanız gerekenleri yapın. Önce kendinizi değiştirin, sonra dünyayı.
   
27 Ocak 2015 Salı

UÇLARLA YAŞAM


Öğrencilerin çokça kullandığı uçlu kalemler aynı zamanda başa dert almak demektir. Sınav öncesi veya ders öncesinde sıra aralarında dolaşıp dilenci veya işporta satıcısı gibi dolaşarak "0.5 uç var mı?" , "0.7 ucu olan danışmaya çağrılıyor." , "ender bulunan 0.9 ucu bağışlarınızı acil olarak bekliyorum." tarzı acındırıcı uç istekleri sıralanır. Hatta bu yüzden de öğrenciler uç kutularını saklarlar ve yeri geldiğinde aniden çıkartırlar. Özellikle de sınavda uç değiştirmek tam bir eziyettir, kalem dandiktir. Bu yüzden devamlı uçları kırar ve sen sınav ortasında kalemi ameliyat etmeye başlarsın. Kalemin tüm organlarını sıraya dökersin, sınav süren de su gibi akmaktadır. En sonunda öğretmen ya da yanındaki öğrenci görüp dayanamaz ve yeni bir kalem verir sana. Bundan başka uçlu kalemi olan var mı diye sınavın ortasında bağıran biri olarak da ortaya çıkabilirsiniz. Bu nedenle sınavlar da daima yedek kalem bulundurmak gerekir.
Bu arada öğrenciler arasında kutuplaşmalar vardır. Kimileri 0.5çi, kimileri ise 0.7cidir. Aralarında hep bir rekabet vardır ve en iyi uç kalınlığının onlarda olduğunu düşünürler. Hatta uç isterlerken bile havalı bir tavırları vardır. Benimki 0.5, sizin gudubet 0.7'nize kalmadık tavrı tansiyonu arttıran uç ırkçılığına bir örnektir.
0.9 ise az kullanılan bir uç kalınlığıdır. Bu tip uçları genelde ya çok fazla kalemi bastıran öğrenciler kullanır ya da insanlara uç verme derdinden kurtulmak için çakalllık yapan öğrencilerin seçimidir. Biri uç dilendiğinde hemen "benimki 0.9" diyerek, adamın uzaklaşmasını sağlarlar. Genellikle de "Oha o kadar uç kullanılır mı be?" gibi tepki alırlar. Ama yine de mutludurlar, kimseyle uğraşmaları gerekmez.
Anlaşılacağı üzere uçl yaşam gerçekten de karışıktır. Hem dilencilerle uğraşırsınız, hem kırılan uçlarla yıkıma uğrarsınız. Hem de normal kurşun kalem kullananlar kimi zaman sizi aşağılamaya kalkar. Okul böyledir işte. 
25 Ocak 2015 Pazar

İNSANDAKİ CEVHERLER




Günümüzde, teknoloji oldukça gelişti. Yinede bizler, mesela 128GB`lık bir telefon görsek hayran kalıyoruz. "Vayy be telefona bak sanki uzay mekiği!" diyor insanlar. Peki biz bir insan yapımı olan telefonlara bakmaktan daha muhteşem olan şeyleri görebiliyor muyuz? Kendi hafızanızı düşündünüz mü hiç mesela? Sizce bizim hafızamız kaç GB`lıktır? Ortalama bir insanın 60 yıl yaşadığını ve hafızanın hayatımızdaki çoğu şeyi kaydettiğini düşünürsek, bir insan hafızası içine milyonlarca GB değerinde şey kaydedilebilir. Ne kadar da muhteşem değil mi! Düşündükçe insan gerçekten hayretler içinde kalıyor.
Birde kameralar var. Çok yüksek megapiksel değerine sahip olan kameralar var. Ancak hiç biri bir insan gözü kadar muhteşem bir görüntü sağlayamaz. Gözünüzün kaç megapiksel değerinde olduğunu hiç düşündünüz mü?
İnsanlar, yani bizler, etrafımızdaki birçok şeyi inceleriz ama kendimizdeki cevherlerin farkında olamayız. En güzel şekilde yaratılan gözlerimiz, kulaklarımız, burnumuz, dilimiz ve daha birçok organımız bize bu dünyada bir amacımız olduğunu hatırlatmalıdır. Bizi böylesine harika yaratmış olan Yüce Allah boşuna (haşa) yaratmış olamaz değil mi? Neden yaratıldığımızın farkında olup, görevlerimizi yerine getirmeliyiz. Küçücük bir hayvan olan arının bile bal yapmak gibi büyük bir vazifesi varsa, insanın vazifesinin olmaması çok saçma olmaz mı? Vazifelerimizi bilip yerine getirmemiz, kendimize yapacağımız en büyük iyiliklerden biri olur.
18 Ocak 2015 Pazar

EVRİM SAÇMALIĞI

Bugün bir kitapta evrimle ilgili birkaç bölüm okudum. Sizlerle de düşüncelerimi paylaşmak istedim. Açıkçası evrim denilen, ortaya sürülen bu teori gerçekten fazlasıyla saçma. Günümüzdeki bilimsel çalışmalar evrim teorisinin geçersizliğini ispatlamış durumda zaten. Ama şöyle bir düşününün. Geçersizliği ispatlanmamış olsa bile böyle bir şeye inanmak mümkün müdür? Evrime göre dünya, evren, insanlar ve diğer bütün canlılar tesadüfen oluşmuştur. Şöyle bir örnek vermek istiyorum. Şuan etrafınızdaki herhangi bir nesneyi düşünün. Mesela bir bardak olsun. Siz bu bardak için kendi kendi oluşmuş diyebilir misiniz? Bir cam parçası tesadüfen bardak şeklini almış olabilir mi? Eğer siz bu bardağa kendi kendine oluşmuş derseniz en ahmak insandan daha ahmak olursunuz. İnsanlar size aptal der. Bunu siz de biliyorsunuz. Elbette bu bardağın bir yapanı vardır. Böylesine basit bir nesne bile kendi kendine oluşamıyorsa bütün bu koca evrenin tesadüfen oluşması mantıklı mıdır? Bu yıldızların, gezegenlerin, güneşin, dünyamızın oluşması tesadüf olamaz. Hadi (haşa) tesadüfen oluştu diyelim. Milyonlarca yıl, bu düzen bozulmadan nasıl durabilir? Herşeyi yaratan, bu düzeni sağlayan elbette bir Yaratıcı vardır.
Evrim teorisindeki saçma olan şeylerden biri de canlıların mutasyona uğrayarak farklı canlı türlerini oluşturmuş olmasıdır. Mutasyon demek, bir canlının genetik yapısının bozulmuş olması demektir. Yani bir canlının en sağlam hali mutasyonsuz halidir. Bu bilgi de evrim teorisini çürütür. Bir canlının mutasyona uğrayarak daha gelişmiş bir canlıya dönüşmesi imkansızdır. Sizce insan gibi muhteşem, düşünebilen, hayal edebilen, duyguları olan bir varlık bir hayvanın mutasyonu sonucu oluşmuş olabilir mi? Bizi mükemmel şekilde yaratan bir Yaratıcı vardır. Gördüğünüz gibi, evrim teorisinin dayanıksızlığı bizlere evreni yaratan muhteşem güç sahibi bir Yaratıcı`nın olduğunu gösteriyor. Allah, herşeyi mükemmel bir şekilde yaratmıştır.

Bu konu oldukça geniş bir konu. Benim yazabileceklerim bu kadar. Daha fazla bilgi edinmek isterseniz kitaplardan ve internetten yararlanabilirsiniz. Doğru bir kaynak olmasına dikkat edin. Sonra görüşmek üzere, hoşçakalın.
14 Aralık 2014 Pazar

ARKADAŞ DEMEK...



Arkadaş seçimi önemlidir. Ancak ne var ki arkadaş seçimi kadar zor bir şey yoktur. İnsanlar arkadaşlarının kendileriyle aynı şeyleri sevmesini, aynı şeylerden nefret etmesini isterler. Ancak herşey bununla bitmez ki. Bence arkadaş demek, hep birbirlerinin arkasında olmak demektir. Hiç bir zaman, ne olursa olsun yüz çevirmemek demektir. Ufacık şeyler yüzünden aranızın bozulmamasıdır mesela. Arkadaş dediğin, yaptığın küçük yanlışları dahi yüzüne söylemelidir ama bu yanlışlar yüzünden sana küsmemelidir. Arkadaş dediğin, ağladığın zaman yanında olmalıdır. Arkadaş dediğin, düşünce sana güler ama seni asla yerde bırakmaz. Arkadaş demek, sırdaş demektir, dost demektir, kardeş demektir. Ama böyle bir arkadaş bulmak zordur. Tabii ki dört dörtlük bir arkadaş aramak yanlış. Arkadaş seçiminde önemli olan kendinize yakın hissettiğiniz biri olmasıdır, Mesela yanında istediğiniz gibi saçmalayabileceğiniz, ya da sırlarınızı hiç düşünmeden anlatabileceğiniz biri. Böyle bir arkadaşa ya da böyle arkadaşlara sahip olanlar ne kadar şanslı olduklarını bir daha düşünsünler bence. Eğer gerçek bir dosta sahipseniz, onu asla bırakmayın. Hep arkadaşın yapması gerekenleri söyledik. Ama biliyorsunuz ki bunların hepsi sizin içinde geçerli. Dostluk, gerçekten anlatılmaz bir şey. Ne mutlu bu anlatılmaz şeye sahip olanlara! 
12 Aralık 2014 Cuma

NO PAIN NO GAIN

“No pain, no gain.” diye bir söz vardır İngilizcede. Anlamı çile yoksa kazanç ta yoktur gibimsi bir şey. Açıkçası bunun çok doğru bir söz olduğunu hepimiz biliyoruz. Aslında bu sözün anlatmak istediği şeyi tek bir cümleyle özetleyebiliriz. “Başarı tepesine çiçekli yollardan gidilmez.”. Başarmak istiyorsak önümüze çıkacak olan engellerin riskini alarak yola çıkmalıyız. Ve ne olursa olsun engellerden yılmamalıyız. Çünkü aslında engeller bizi yıldırmak için değil, daha da hırslandırmak için vardır. En baştaki sözümüze dönelim şimdi. Bu sözün Türkçe karşılığı “Zahmet olmazsa rahmet olmaz.” Olurdu heralde. :D  Bu deyiş her insan geçerlidir bir bakıma. Yukarıda başarmak filan dedik ama, işte ne biliyim hayatta bir amacı olmayan, bir şeyi başarmaya çalışmayan insanlar bu sözün onların üzerinde etkisinin olmadığını sanmasın. Bir kere hayatta bir amacı olmayan insan olmamalıdır. Şu an düşünün. Ve eğer amacınız olmadığı kanısına varırsanız hemen kendinize bir amaç bulun. Çünkü amaçsız yaşayan insanların mutlu olduğu kimse tarafından görülmemiştir. Amacınızı buldunuz mu? Tamam, şimdi de bu amacı yerine getirmek için yapabileceklerinizi düşünün. Diyelim ki sınava gireceksiniz ve amacınız da bu sınavdan geçmek. Bu amacı gerçekleştirebilmenin birçok değişik yolu vardır değil mi? Öncelikle herkesin bildiği bir yöntem: çalışmak. Bundan başka kopya çekmek, çalışıyorum diye kendini inandırıp aslında çalışmamak, büyüklerin duasını istemek gibi değişik ve bazıları saçma olan yöntemler de olabilir. Dua isteyebilirsiniz evet ama bu sizin çalışmanıza gerek kalmadığını göstermez. Bu sınavdan geçmekte size en faydalı olacak olan çalışmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz. Belki kopya çekerek de yırtabilirsiniz. Ancak bu sadece bir kere olur. Sınavı geçmek için çalışarak biraz zahmet çekmelisiniz. Bir kere şansınız yaver gidebilir. Ama bu, her zaman böyle olacağını göstermez. Bir şeyler yapmak, bir şeyleri başarmak istiyorsanız siz de herkes gibi uğraşmalısınız. İnsanın amacı uğruna zahmet çekmesi kötü bir şey değil. Zor da değil. İnsan amaçları için bazı bedeller ödemeyi bilmeli. Çünkü başarı yolunda elleriniz cepte ilerleyemezsiniz.
6 Aralık 2014 Cumartesi

MUTLU İNSANLAR NEDEN MUTLU?

Mutlu olmak deyince aklınıza ne geliyor? Para, sevgi, arkadaşlık? Evet, hadi hepimiz itiraf edelim. Paranın mutluluk getirmeyeceğini bildiğimiz halde, daha çok şeye sahip olursak daha mutlu olabileceğimizi düşünüyoruz. Daha fazla şeye sahip olduğumuzda bile, yine bir şeyler istiyoruz. Oysa çoğa sahip olan değil, sahip olduklarının kıymetini bilen zengindir. Önemli olan elindekilerle de mutlu olabilmendir. Ispanak yiyen de doyar, köfte yiyen de. Evet haklısınız burda köftenin bir ayrıcalığı var. Evet haklısınız köftenin tadı daha güzel. Ancak şöyle bir durum da var. Yiyorsunuz ve bitiyor. 2 dakikalık bir tat insana mutluluk veremez ki. Sonuçta yemeği yememizdeki amaç doymak. Neyse konuyu dağıtmayalım en iyisi :D
Yani demek istediğim mutlu olmak o kadar da zor olmamalı. İnsanlar mutluluğu parada pulda aramamalı. Hatta bence bu dünyada mutlu olmak için yeterince vaktimiz olmayabiliyor. Mutluluğumuzu sonsuz hayata saklamak daha mantıklı olmaz mı? Tabi orda mutlu olmak için de çalışmalıyız. Bu dünyada mutsuz mutsuz, somurtarak dolaşın demiyorum tabi ki. Bu dünyada da mutlu olmalıyız. Ve eğer mutlu olmak istiyorsak küçük şeylerle mutlu olabilmeyi öğrenmeliyiz. Başımıza gelen kötü olayları tekrar tekrar düşünüp üzülmektense, bu olaylardan ders almalıyız. Geçmişe takılı kalmamalıyız. Elimizdekilerle mutlu olmayı öğrenmeliyiz çünkü mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını en iyi şekilde değerlendirebilenlerdir.
23 Kasım 2014 Pazar

İNSANIN VAZGEÇİLMEZİ: PAYLAŞMAK

Paylaşıldıkça çoğalır sevgiler, sevinçler, hayaller, bilgiler... Paylaşıldıkça azalır üzüntüler, kırgınlıklar, kızgınlıklar... İnsanın vazgeçilmezidir paylaşmak. Paylaşmayan insan yoktur, olmamalıdır da. Asosyal dediğimiz insanlar bile internette, sosyal paylaşım sitelerinde bir sürü şey paylaşırlar. Paylaşmak için sosyal olmaya gerek yoktur. Her insan paylaşır. İş yerinde çalışan bir iş adamı da, bir öğretmen de, bir doktor da, bir öğrenci de, bir ev hanımı da, küçük bir çocuk da, yaşlı bir teyze de, evsiz bir adam da... Hatta hayvanlarla da paylaşabiliriz değil mi? Siz hiç simidinizi bir martıyla paylaşmadınız mı? Elinizdeki ekmekten bir parça koparıp bir kediye vermediniz mi? Ya da evcil hayvanınız varsa, eminim onunla en az bir kere dertleşmişsinizdir. Onun sizi anlayamayacağını bilmenize rağmen onunla konuştunuz değil mi? Paylaşma eylemi sadece iki insanın arasında gerçekleşmek zorunda değildir. İnsan diğer varlıklarla da bir şeyler paylaşabilir. Aklınıza gelebilecek her çeşit insan, ne iş yaparsa yapsın, nerede yaşarsa yaşasın, nasıl biri olursa olsun, paylaşmaktan geri kalamaz. 
İnsan, paylaşmazsa zevk alamaz hayattan.Düşünün bir. Siz güzel bir haber aldığınızda bunu kendinize mi saklıyorsunuz, yoksa hemen sevdiklerinizle mi paylaşıyorsunuz? Evet, hemen paylaşıyorsunuz. Çünkü paylaşılmayan sevinçlerin bir anlamı kalmıyor. üzüntünüzü paylaştığınızda bir arkadaşınızla, ailenizle ya da herhangi biriyle, azalmıyor mu canınızın sıkkınlığı? Dertleşmek deriz ya. Ondan işte. Rahatlatır insanı bir yandan da. Paylaşınca azalır bütün yükler. İnsan, başına gelen onca olayı, olaylara bağlı olarak hissedilen duyguları,hayallerini, düşüncelerini tek başına kaldıramaz, paylaşmalıdır. Paylaşmalıdır ki yükü azalsın, hem kolayca yoluna devam edebilsin, hem de yanında arkadaşları bulunsun.
9 Kasım 2014 Pazar

İNSAN


İnsanı tanımlayabilir misiniz? Kolları, bacakları, gövdesi, ağzı, burnu gibi organlara sahip olan bir canlı mıdır insan sadece? Eğer sizin aklınıza bu geliyorsa, hayvanlara neden insan demiyoruz? Bence insanı tanımlamak çok zor. İnsan öyle bir varlık ki, koskoca bir dünyanın yapamadığını insan yapabiliyor: düşünebiliyor, hayal kurabiliyor, öğrenebiliyor... Yani bence insan, ruhuyla insan. Elbette insan vücudu mükemmel bir şekilde yaratılmış. Ama ruh, hepsini tamamlayan, insanı insan yapan şeydir. Ruh, bizim için oldukça önemlidir. Düşünürseniz, siz de anlayabilirsiniz. İşte bu yüzden günümüzde yapılan en büyük hataya düşmemeliyiz. Vücuduna bakım yapmaktan ruhuna bakmaya vakti kalmıyor insanların. Oysa bir insan için önemli olan ruh dememiş miydik? Vücut dediğimiz şey, bakım yapmakla güzel görünmüyor. Siz ne yaparsanız yapın bedeninizin elli yaşında kırışmasını önleyemezsiniz. Öldüğünüzde bedeninizi de yanınızda götürmesiniz. O zaman vücut yerine ruha bakım yapmak daha mantıklı değil midir?
Ruhun bakımı ancak imana kavuşmakla olur. İmanla buluşmamış bir ruh, ne yapılırsa yapılsın hep biraz sıkkındır. Bediüzzaman da demiş: "İman insanı insan eder belki insanı sultan eder. Öyle ise insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır." Bu dünyadaki asıl görevimiz iyi bir meslek sahibi olup para kazanmak filan değil. Asıl görevimiz İMAN ve DUA. Asıl görevimiz ALLAH`IN RIZASINI KAZANMAK. Çünkü ancak böyle mutlu olabiliriz. Ruhumuz ancak böyle kurtuluşa erer.
2 Kasım 2014 Pazar

GERÇEK MUTLULUK

İnsanlar ne istediklerini bilmiyor. Ne istediklerini, nasıl istediklerini ve asıl neden istediklerini bilmiyorlar. Evet, çoğu isteğimizin bize göre bazı sebepleri var. Ancak bu sebeplerle sadece kendimizi kandırıyoruz. Bir araba, bir ev, bir iş, para, tonlarca kıyafet, arkadaş, eş... Bunları ne için istiyoruz hiç düşündünüz mü? Mutlu olmak için mi? 
Eğer gerçekten mutlu olmak istiyorsanız mutluluğu bu gibi şeylerde aramayın. Evet elinizde olmayan şeyler, siz hiç sahip olmadığınız için sizin gözünüzde bir hayli değerli. Ama bir araba sizi mutlu edemez. Para sizi mutlu edemez. Belki arkadaş yaşam sevincinizi arttırabilir. Fakat asıl mutluluk nedir biliyor musunuz? Tüm kalbinizle Allah'a teslim olmak. Bundan daha güzel ne olabilir ki? Bütün kainatın sahibine, Yaradan'a bağlanmak... İnsan düşününce anlayamıyor gerçekten. Diyorsunuz mesela "Ya kardeşim ne mutluluğu olacakmış" gibisinden. Ama öyle bir mutluluk oluyor ki. Hayatta gerçek bir amacınız oluyor. Sizin hayattaki asıl amacınız ne? Meslek sahibi olmak mı? Ortalama 60-70 senelik ömrünüzde meslek sahibi olmak için okuyacaksınız, iyi bir işiniz olacak, evleneceksiniz, yaşlanacaksınız ve sonra her insanın olduğu gibi siz de bir gün dünyadan silineceksiniz. Peki sonra ne olacak? Sonrası için hiç yatırım yaptınız mı? 60-70 senelik bir ömür için çok çalıştınız, çabaladınız. Peki ya sonsuz hayatınız için bir şey yaptınız mı? 
Günümüzdeki en büyük sorunlardan biri de insanların inandığı gibi yaşamıyor olması bence. Adam ben ahiret hayatına inanıyorum diyor, ama işi gücü eğlence. Sonsuz hayatı için kılını bile kıpırdatmıyor. Gerçekten inanmak mıdır bu? İnsanın içinde var aslında. İnsan bu çünkü, bir şeye inanmalı. Ve önemli olan doğru şeye inanmalı. İnandığı gibi de yaşamalı. Evet belki zor, belki şuan dünya daha çekici ve güzel. Ama emin olun bu dünyanın güzelliği sahte. Mutluğu yanlış yerlerde aramayın. Mutluluk size çok yakın. 
25 Ekim 2014 Cumartesi

ÖZGÜRLÜK

Özgürlük insanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Özgürlüğe sahip olmayan bir insan, hayatından zevk alamaz. Hatta bir nevi ölü gibidir. İstediği şeyleri yapamadığından yaşamak bile ona zevk vermez. Bunu sömürge ülkelerdeki insanlardan anlayabiliriz. Zorla çalıştırılırlar, zorla istemedikleri şeyleri yapmak zorunda kalırlar. Özgür olmak, her yönden özgür olmak demektir. İnsan yapmak istediği şeylere kendi karar verebilmeli, istediği şeyi özgürce düşünebilmeli, hayal edebilmelidir. Tabi bu paragraftan insanın sonsuz derecede özgür olması gerektiği gibi bir sonuç ortaya çıkabilir. Ancak "İnsanın özgürlüğü; istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasıdır.". Her insanın özgürlük anlayışı farklıdır aslında. Biri istediği her şeyi yapmak ister, bazıları yapabildiklerinin yeterli olduğunu söyler. Fakat bildiğiniz üzere her insanın özgürlüğü diğer insanın özgürlüğünün başladığı yerde biter. İnsanı kısıtlayan kurallar olması insan hayatını kötü etkiliyormuş gibi görünürken, aslında bu kuralların bizim için, toplum için faydaları vardır. Bugünkü okullarda, iş yerlerinde olduğu gibi kuralların olması gereklidir ve insanların bunlara uymalarına önem verilmelidir. Toplumsal açıdan da düşünürsek bizim milletimize özgü bazı görgü kuralları vardır. Bu kurallara uymak insanlarımız için önemlidir. Siz de bilirsiniz. Yaşlı bir dede veya nine görgüsüzce bir hareket, davranış görse hemen yadırgar, yakınır. 
Konuyu çok ta dağıtmamak gerek şimdi. :D Demek istediğim, özgür olmak her insanın isteyeceği bir şeydir. Ancak emin olun, dünyada herkes istediği her şeyi yapabilecek bir derecede özgür olsaydı burada yaşanmazdı.
10 Ekim 2014 Cuma

UMUDUNUZU KAYBETMEYİN


Her zaman umut vardır. Asla ve asla "Hiç umut yok." demeyin. Çünkü siz gelecekte ne olacağını bilemezsiniz. Evet hiçbir insanın ileride ne olacağını bilebilme gibi bir kabiliyeti yok. Bu yüzden umudumuzu kaybettiğimiz, üzüldüğümüz, pes ettiğimiz, "Kesin kaybettim!" dediğimiz zamanlar, sadece kendi kafamızdan uydurduğumuz düşünceler ve tahminlerden ibarettir. Başarmak kolay bir şey değildir. Ancak siz umudunuzu kaybetmediğiniz sürece başarma şansınız hala var demektir.Umudunuzu kaybederseniz, elinizi her şeyden çekmiş olursunuz ve artık bir umudunuz, amacınız kalmadığından ne yapsanız boşa gider. Umudunuz kalmadığından, her şeyi isteksiz yaparsınız zaten. İsteksiz olduktan sonra da, yaptığınız işten verim elde etmek çok ta mantıklı değildir. Evet, umudunuzu kaybetmek başarı yolunda sizi büyük hayal kırıklıklarıyla karşı karşıya bırakabilir. Ancak umut sadece başarıyla alakalı da değil. Beklediğiniz bir haber olabilir mesela. O haberin iyi ya da kötü olacağı belli değildir ve siz meraktan delirirsiniz. Çevrenizdeki insanlar sizin kötü düşünmenize sebep olabilir. Oysa ki sizin için yararlı olacak bir şey varsa o da olumlu düşünmek ve umudu kaybetmemek olur. Olumlu düşünürseniz olumlu sonuçlar alırsınız. Ki bunu yapmak o kadar da zor değil. Aklınıza elbette kötü düşünceler gelebilir ancak işin önemi de buradadır. Kötü düşünceleri umursamayıp olumlu düşünmek, hep umutla bakmak. Hiç bir zaman umudunuzu kaybetmemeniz dileğiyle...
7 Ekim 2014 Salı

NİYETİ ALLAH RIZASI OLANIN GAYRETİ BOŞA GİTMEZ

Bir Kurban Bayramı daha geldi geçti. Akrabalar ziyaret edildi, kurbanlar kesildi, çocuklara şeker ve harçlıklar verildi, kaçan inekler kaçtı, yakalananlar yakalandı... Ama insanlar hala aynı. Herkes Allah rızası için kurban kesti, etlerin bir bölümünü dağıttı. Ancak biz farzlar gibi sadece yapılması gereken şeyleri mi Allah rızası için yapmalıyız? Elbette hayır! Yaptığımız her işi, her bir şeyi Allah'ın rızasını kazanmak için yapmalıyız. Çalışmak mesela. Eğer bir doktorsanız, Allah rızası için hastalara yardım etmelisiniz. Sadece para için değil. Eğer bir öğretmenseniz, Allah rızası için çocuklara bir şeyler öğretmelisiniz. Eğer bir bakkalsanız Allah rızası için bir şeyler satmalısınız. Bunlar çok fazla. Üstelik sadece meslekler için geçerli değil bu durum. O'nun rızasını kazanmak, bizim bu dünyadaki en büyük görevimiz. Bu yüzden elimizden geldiğince yaptığımız işlerin sebeplerinin arasında "Allah rızasını kazanma" nın da olmasına önem vermeliyiz. Ne olursanız olun. Öğrenci, mühendis, tüccar, iş adamı, berber, fırıncı, çöpçü, işsiz... Çünkü önemli olan ne olduğunuz değil nasıl biri olduğunuzdur. Siz yaptıklarınızı Allah için yaparsanız, yaptıklarınız hayırlı olur.