Dışarıdan ne sesi olduğunu anlayamadığım ambulans sireni
benzeri sesler gelirken ben oturmuş müzik dinleyerek geçmişte çektiğim
fotoğraflara bakıyorum. Beş dakika öncesinde pencereden gördüğüm manzara sonucu
düşünüyorum. Belli ki kaza olmuş. Düşünsene, şuan orada birkaç insanın hayatı
ellerinden gitmek üzere. Onları sevenlerin de dünyaları kararmak üzere. Ölüm
bir gerçek ama neden bu kadar ağır? Anlayamıyoruz belki de yeterince bu dünyada
olan ve biten şeyleri. Bir kaza oluyor, hayretle izliyoruz, yaralılara şifa
diliyoruz, yakınlarına sabır diliyoruz, Allah korusun diyoruz ve hayat bizim
için sürüp gitmeye devam ediyor. Oysa ki bu kaza sonucu kim bilir kaç insanın
hayatı kim bilir ne kadar çok değişti. Biz olsaydık ya orda? Garip. Hayat dediğimiz
şey sanki sonsuzca sürüp gidecek gibi. Her an küçük dertlerle dertlenmemiz,
elimizde olmayan her şeyi ihtiyaç olarak görüp onları elde etmeye çalışmamız,
vaktimizi en güzel şekilde eğlenerek geçirmeye çalışmamız, gelecekteki
yaşamımız için sürekli bir şeyler biriktirmeye çalışmamız bundan değil mi? Ama
ya o kazada biz olsaydık şuan? Belki de onca yaptığımız plana rağmen hayatımız
bir anda kesilmiş ve planlarımız duman olup gitmişti. “Madem bu kadar kolay
hayatın bitmesi, neden bu kadar uğraşıyoruz tüm bu planlamalarla?” diye
soruyorum kendi kendime. Bilmiyorum. Bir yandan gereksiz gelirken bir yandan da
itiraz ediyorum kendime. Ne kadar yaşayacağımız belli olmasa bile, bu hayatı
havada savrulan bir karahindiba tohumu gibi belirsiz bir şekilde süzülerek harcamak
doğru olmaz diye düşünüyorum. Evet olmaz. Peki sonumuz geldiğinde yaptığımız
planların hepsi boşuna gitmeyecek mi yine de? Ne için plan yapmıştık? “Hele bir
meslek sahibi olayım da ondan sonra rahata ereceğim.”, “10 sene sonra kendimi
yüksek bir mevkide görmek istiyorum bu yüzden sıkı bir şekilde çalışmalıyım.”,
“Bir dahaki yaz tatile çıkabilmek için para biriktirmeliyim.” vs. vs. vs. Belki
de tüm bunları elde edemeden bir kaza da bizim başımıza gelecek. Tüm bu
planların suya düşmesine neden olan şey: Ölüm. Peki öldükten sonra ne olacak?
Bir boşluk mu, bir hiç mi? Dünyada yapılan milyarlarca planların hepsi bir hiç
olup gidecek mi? Belki de bazı planlar bizi sonsuz yaşama ulaştırmak üzere
vardır ve keşfedilmeyi bekliyorlardır. Ne? Sonsuz mu yaşam? Böyle bir şeyi
düşünemiyorum. Aklım bunu hayal edebilecek güçte değil. Çünkü benim yaşadığım
dünyada her şey sonlu. Her yediğim çikolata bitiyor, her sevdiğim beni bu
dünyada bırakıp gidiyor, gençliğim son buluyor, her izlediğim film de bitiyor.
Ama ne büyük bir teselli sonsuz bir hayat olabilecek olması! Buna inanmak
istiyorum. Ve bunun için plan yapmak istiyorum. Çünkü görüyorum ki diğer
planlarların hepsi yıkılıp yok olacak ben öldüğümde. Bir kazada, bir hastanede,
bir denizde veya bir evde… Herkese olduğu gibi bana da olacak. Gözlerimi son
defa yumacağım bir daha açmamak üzere. Ölüm bir gerçek ama neden bu kadar ağır?
Sonrasında karşılaşacağımız şeyleri bilememekten mi? Bilsek ya? Hafifleyecek mi
ölümün bizdeki anlamı? Bilmiyorum. Sadece zamanımı değerli olduğuna inandığım
şekilde geçirmek istiyorum. Evet sonsuz bir hayat var buna inanıyorum. Ama
mutlu bir hayat mı acılı bir hayat mı buna ben karar vereceğim. Şuanda, burada,
bu dünyada. Davranışlarımla, yaptıklarımla, maneviyatımla. Bir telefon
alabilmek için aylardır hayal kurmak ve para biriktirmeye çalışmak beni
kurtarmayacak. Belki hastanede gördüğüm yaşlı bir teyzeye halini hatırını
sormak kurtaracak beni. Tüm bunları bilmeme rağmen ben de sanki bu dünyada
sonsuz kalacakmış gibi yaşıyorum. Evet sonu olmayan bir yaşam var ama bu
dünyada değil. Olamaz da. Baksanıza bir şu dünyanın haline? Bu kadar
zalimlikler, adaletsizlikler.. Bu mazlumların hakkını alacağı bir yer olmalı.
İşte sonsuz yaşam orada olmalı. Herkesin yaptığının karşılığını aldığı bir yer.
Evet var. Var ama neden hala böyleyim? Neden tüm saatlerimi çöpe atıyorum? Bunu
da bilmiyorum. Bilmediğim çok şey var. Bilip de uygulamadığım çok şey var.
Bildiğim ise bilmediklerimin yanında koca kainatta bir kum tanesi kadar kalır
belki de. Neyse hayırlısı olsun.
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Haziran 2020 Pazartesi
10 Şubat 2015 Salı
ZAMANINIZI DOLDURUN

İnsanlar koşuyor. Bir o yana bir bu yana. Kimse zamanın sandıklarından çok daha hızlı geçtiğini anlamıyor. Bir haftanın geçmesini sabırsızlıkla beklerken, bir bakıyorsunuz üç yıl geçmiş oluyor. "Ey gidi günler..." diye başlayan cümleler kuruyorsunuz. Daha dün okula yeni başlamışken, bugün üniversite sınavına hazırlanıyorsunuz. Belki de yarın torunlarınızla oyunlar oynayacaksınız. Demek istediğim, zaman dediğimiz şey durmuyor, cidden hızlı. Biz boş boş oturup duvara baksak ta, dışarıda gezip tozsak da zaman ilerliyor. Zamanı durduramayız belki, ama doldurabiliriz. Kendinize fayda sağlayacak işler yapmaya çalışarak başlayın mesela. Bir şeyleri sürekli ertelemekten vazgeçin. Ne kadar yaşayacağınız belli değil. Hatta 1 dakika sonrasına bile garanti veremeyiz değil mi? Bulunduğunuz zamandan şikayet etmek yerine zamanınızı güzel şeylerle doldurmaya çalışın. Hayatından sürekli yakınan, şikayet eden ve nefret edenlerden olmayın. Hayatı kendinize zehir etmenin lüzmu yok.
23 Kasım 2014 Pazar
İNSANIN VAZGEÇİLMEZİ: PAYLAŞMAK
Paylaşıldıkça çoğalır sevgiler, sevinçler, hayaller, bilgiler... Paylaşıldıkça azalır üzüntüler, kırgınlıklar, kızgınlıklar... İnsanın vazgeçilmezidir paylaşmak. Paylaşmayan insan yoktur, olmamalıdır da. Asosyal dediğimiz insanlar bile internette, sosyal paylaşım sitelerinde bir sürü şey paylaşırlar. Paylaşmak için sosyal olmaya gerek yoktur. Her insan paylaşır. İş yerinde çalışan bir iş adamı da, bir öğretmen de, bir doktor da, bir öğrenci de, bir ev hanımı da, küçük bir çocuk da, yaşlı bir teyze de, evsiz bir adam da... Hatta hayvanlarla da paylaşabiliriz değil mi? Siz hiç simidinizi bir martıyla paylaşmadınız mı? Elinizdeki ekmekten bir parça koparıp bir kediye vermediniz mi? Ya da evcil hayvanınız varsa, eminim onunla en az bir kere dertleşmişsinizdir. Onun sizi anlayamayacağını bilmenize rağmen onunla konuştunuz değil mi? Paylaşma eylemi sadece iki insanın arasında gerçekleşmek zorunda değildir. İnsan diğer varlıklarla da bir şeyler paylaşabilir. Aklınıza gelebilecek her çeşit insan, ne iş yaparsa yapsın, nerede yaşarsa yaşasın, nasıl biri olursa olsun, paylaşmaktan geri kalamaz. İnsan, paylaşmazsa zevk alamaz hayattan.Düşünün bir. Siz güzel bir haber aldığınızda bunu kendinize mi saklıyorsunuz, yoksa hemen sevdiklerinizle mi paylaşıyorsunuz? Evet, hemen paylaşıyorsunuz. Çünkü paylaşılmayan sevinçlerin bir anlamı kalmıyor. üzüntünüzü paylaştığınızda bir arkadaşınızla, ailenizle ya da herhangi biriyle, azalmıyor mu canınızın sıkkınlığı? Dertleşmek deriz ya. Ondan işte. Rahatlatır insanı bir yandan da. Paylaşınca azalır bütün yükler. İnsan, başına gelen onca olayı, olaylara bağlı olarak hissedilen duyguları,hayallerini, düşüncelerini tek başına kaldıramaz, paylaşmalıdır. Paylaşmalıdır ki yükü azalsın, hem kolayca yoluna devam edebilsin, hem de yanında arkadaşları bulunsun.
2 Kasım 2014 Pazar
GERÇEK MUTLULUK
İnsanlar ne istediklerini bilmiyor. Ne istediklerini, nasıl istediklerini ve asıl neden istediklerini bilmiyorlar. Evet, çoğu isteğimizin bize göre bazı sebepleri var. Ancak bu sebeplerle sadece kendimizi kandırıyoruz. Bir araba, bir ev, bir iş, para, tonlarca kıyafet, arkadaş, eş... Bunları ne için istiyoruz hiç düşündünüz mü? Mutlu olmak için mi?
Eğer gerçekten mutlu olmak istiyorsanız mutluluğu bu gibi şeylerde aramayın. Evet elinizde olmayan şeyler, siz hiç sahip olmadığınız için sizin gözünüzde bir hayli değerli. Ama bir araba sizi mutlu edemez. Para sizi mutlu edemez. Belki arkadaş yaşam sevincinizi arttırabilir. Fakat asıl mutluluk nedir biliyor musunuz? Tüm kalbinizle Allah'a teslim olmak. Bundan daha güzel ne olabilir ki? Bütün kainatın sahibine, Yaradan'a bağlanmak... İnsan düşününce anlayamıyor gerçekten. Diyorsunuz mesela "Ya kardeşim ne mutluluğu olacakmış" gibisinden. Ama öyle bir mutluluk oluyor ki. Hayatta gerçek bir amacınız oluyor. Sizin hayattaki asıl amacınız ne? Meslek sahibi olmak mı? Ortalama 60-70 senelik ömrünüzde meslek sahibi olmak için okuyacaksınız, iyi bir işiniz olacak, evleneceksiniz, yaşlanacaksınız ve sonra her insanın olduğu gibi siz de bir gün dünyadan silineceksiniz. Peki sonra ne olacak? Sonrası için hiç yatırım yaptınız mı? 60-70 senelik bir ömür için çok çalıştınız, çabaladınız. Peki ya sonsuz hayatınız için bir şey yaptınız mı?
Günümüzdeki en büyük sorunlardan biri de insanların inandığı gibi yaşamıyor olması bence. Adam ben ahiret hayatına inanıyorum diyor, ama işi gücü eğlence. Sonsuz hayatı için kılını bile kıpırdatmıyor. Gerçekten inanmak mıdır bu? İnsanın içinde var aslında. İnsan bu çünkü, bir şeye inanmalı. Ve önemli olan doğru şeye inanmalı. İnandığı gibi de yaşamalı. Evet belki zor, belki şuan dünya daha çekici ve güzel. Ama emin olun bu dünyanın güzelliği sahte. Mutluğu yanlış yerlerde aramayın. Mutluluk size çok yakın.
Eğer gerçekten mutlu olmak istiyorsanız mutluluğu bu gibi şeylerde aramayın. Evet elinizde olmayan şeyler, siz hiç sahip olmadığınız için sizin gözünüzde bir hayli değerli. Ama bir araba sizi mutlu edemez. Para sizi mutlu edemez. Belki arkadaş yaşam sevincinizi arttırabilir. Fakat asıl mutluluk nedir biliyor musunuz? Tüm kalbinizle Allah'a teslim olmak. Bundan daha güzel ne olabilir ki? Bütün kainatın sahibine, Yaradan'a bağlanmak... İnsan düşününce anlayamıyor gerçekten. Diyorsunuz mesela "Ya kardeşim ne mutluluğu olacakmış" gibisinden. Ama öyle bir mutluluk oluyor ki. Hayatta gerçek bir amacınız oluyor. Sizin hayattaki asıl amacınız ne? Meslek sahibi olmak mı? Ortalama 60-70 senelik ömrünüzde meslek sahibi olmak için okuyacaksınız, iyi bir işiniz olacak, evleneceksiniz, yaşlanacaksınız ve sonra her insanın olduğu gibi siz de bir gün dünyadan silineceksiniz. Peki sonra ne olacak? Sonrası için hiç yatırım yaptınız mı? 60-70 senelik bir ömür için çok çalıştınız, çabaladınız. Peki ya sonsuz hayatınız için bir şey yaptınız mı?
Günümüzdeki en büyük sorunlardan biri de insanların inandığı gibi yaşamıyor olması bence. Adam ben ahiret hayatına inanıyorum diyor, ama işi gücü eğlence. Sonsuz hayatı için kılını bile kıpırdatmıyor. Gerçekten inanmak mıdır bu? İnsanın içinde var aslında. İnsan bu çünkü, bir şeye inanmalı. Ve önemli olan doğru şeye inanmalı. İnandığı gibi de yaşamalı. Evet belki zor, belki şuan dünya daha çekici ve güzel. Ama emin olun bu dünyanın güzelliği sahte. Mutluğu yanlış yerlerde aramayın. Mutluluk size çok yakın.
10 Ekim 2014 Cuma
UMUDUNUZU KAYBETMEYİN
Her zaman umut vardır. Asla ve asla "Hiç umut yok." demeyin. Çünkü siz gelecekte ne olacağını bilemezsiniz. Evet hiçbir insanın ileride ne olacağını bilebilme gibi bir kabiliyeti yok. Bu yüzden umudumuzu kaybettiğimiz, üzüldüğümüz, pes ettiğimiz, "Kesin kaybettim!" dediğimiz zamanlar, sadece kendi kafamızdan uydurduğumuz düşünceler ve tahminlerden ibarettir. Başarmak kolay bir şey değildir. Ancak siz umudunuzu kaybetmediğiniz sürece başarma şansınız hala var demektir.Umudunuzu kaybederseniz, elinizi her şeyden çekmiş olursunuz ve artık bir umudunuz, amacınız kalmadığından ne yapsanız boşa gider. Umudunuz kalmadığından, her şeyi isteksiz yaparsınız zaten. İsteksiz olduktan sonra da, yaptığınız işten verim elde etmek çok ta mantıklı değildir. Evet, umudunuzu kaybetmek başarı yolunda sizi büyük hayal kırıklıklarıyla karşı karşıya bırakabilir. Ancak umut sadece başarıyla alakalı da değil. Beklediğiniz bir haber olabilir mesela. O haberin iyi ya da kötü olacağı belli değildir ve siz meraktan delirirsiniz. Çevrenizdeki insanlar sizin kötü düşünmenize sebep olabilir. Oysa ki sizin için yararlı olacak bir şey varsa o da olumlu düşünmek ve umudu kaybetmemek olur. Olumlu düşünürseniz olumlu sonuçlar alırsınız. Ki bunu yapmak o kadar da zor değil. Aklınıza elbette kötü düşünceler gelebilir ancak işin önemi de buradadır. Kötü düşünceleri umursamayıp olumlu düşünmek, hep umutla bakmak. Hiç bir zaman umudunuzu kaybetmemeniz dileğiyle...
28 Eylül 2014 Pazar
KİMİM BEN?
Kendini sevmeli insan. "Kendini"
diyorum bakın. İnsanın kendini sevmesi için kim olduğunu bilmesi gerekir önce. Siz
kendinizi biliyor musunuz? Nasıl biri olduğunuzu, kim olduğunuzu? Kendini bilmek bana hem çok zor hem de çok kolay gibi görünen bir şey. "İnsanın kendini tanıması ne kadar zor
olabilir ki?" diyebilirsiniz. O kadar da kolay değil. İnsanın kendini bilmesini kolaylaştıracak en önemli
şey insanın "kendi"
olmasıdır. Yani insan
içindekileri dışına yansıtabiliyorsa bu çok iyi bir şeydir. Olduğunuz gibi görünmek hiç bir zaman sizi korkutmasın. Diğer insanların düşünecekleri, söyleyecekleri şeyler sizi
ilgilendirmez. Çünkü onlar "diğer" insanlar. Siz kendiniz için yaşıyorsunuz. Onlar için değil! İnsanların sizi farklı görmesi, hakkınızdaki kötü düşünceleri sizi öyle biri yapmaz. Siz kendinizi biliyorsanız, başka bir önemi
yok. Dediğim gibi, kendiniz için yaşayın. Diğer insanlar için kendinizi değiştirmeye çalışmayın. Çünkü olduğunuz halinizi değiştirerek
insanlara görünmeniz, hem kendinizi hem de insanları kandırmak olur. Kim kendini kandırmak ister
ki? Kendinizi tanıyın, ve kendinizi olduğunuz halinizle sevin. Başkaları için yanlış olduğunu bildiğiniz ama insanların güzel gördüğü şeyleri yapmayın.
İnsanın kendini tanıması konusu çok geniş çaplı bir konu aslında. Yunus Emre `nin bir sözü vardır bilirsiniz: "İlim ilim
bilmektir, ilim kendin bilmektir...". İnsanın kendini bilmesi ilimdir demek ki.
Bir yönden de insanın kendini bilmesi, tanıması demek bu dünyadaki amacını bilmesi demektir. Yaratılış gayesi nedir insanın mesela? İnsanlar başıboş bir şekilde eğlenmek, yiyip içmek için mi yaratılmış? Elbette hayır. Kainatta
her şeyin olduğu gibi insanın da
görevleri vardır. Bu kadar nimet şükürsüz bırakılmamalıdır. Görevlerinin bilincinde olup, asıl hayatı için hazırlık yapmalıdır insan. Kendini tanımak oldukça
önemlidir bu noktada. Kendini tanıyan insan, yaratıcısını da tanır. Bir fabrika gibi çalışan vücudumuza bakın. Bizim hiç bir şeyden haberimiz yokken içimizdeki organlar deli gibi çalışıyor. Hatta şöyle demeliyim:
çalıştırılıyor. Biz
kendimiz çalıştırmıyoruz, akılsız bir organın da kendi kendine çalışacak hali yok. Öyleyse elbette bütün bunları kontrol eden, çalıştıran biri var.
Kulağımız, burnumuz,
dilimiz... Hepsi etten. Ama hepsinin görevleri farklı. Burnumuza "Haydi, kokuları almak senin görevin."
diyen biz miydik? Evet dostlarım, konu uzadıkça uzuyor, sonsuza uzanıyor. Kendimizi tanımamız gerek. Olduğumuz halimizi sevmemiz ve diğer insanların görüşlerini umursamamız gerek. Sonsuz
bir hayatımızın olduğunu ve buna hazırlık yapmamız gerektiğini unutmamamız gerek. Kendimizi unutmamamız gerek. Çünkü kendimizi unutursak Rabbimizi de unuturuz,
gaflet içinde kalırız.
Yazar
20:15
0
yorum
başkaları,
hayat,
insan,
kendi,
kendini sevmek,
kendini tanımak,
kim olduğunu bilmek,
sonsuz hayat
20 Eylül 2014 Cumartesi
HAYATINIZIN KAPTANI SİZ OLUN

İnsanlar sürekli çevrelerinde yeni şeyler görürler. Bazen de bunlara sahip olmak isterler. Kendilerinde olmayan şeyleri kıskanırlar. Tabi bunu genel olarak söylüyorum. Oysa insan kendisi için yaşamalıdır sadece. Diğer insanların ne yaptığı, ne giydiği, nasıl davrandığı ilgilendirmemelidir insanı. Diyorum ya işte, kendisi karar vermelidir insan bütün bunlara. Ne yediğine, ne içtiğine, nasıl giyinmesi gerektiğine, davranışlarına... Başkalarından kopya çekmemeliyiz. Kendi hayatımıza kendimiz yön vermeliyiz. Düşünün mesela. Gemide sadece bir kaptan vardır ve gemiyi yöneten odur. Eğer kaptan bir hata yapsa gemi batar yada batabilir. Siz de hayatınızda büyük hatalar yapmamak için, yanlışlara düşmemek için kendi hayatınızı kendiniz yönetmelisiniz. Hayatınıza yön veren kişi başkaları değil siz olun. Kendi hayatınızı kendiniz yaşayın. İnsanların sizi yargılamasından korkmayın. Hatta kendinizle gurur duyun, kendi hayatınıza sahip olabildiğiniz için. Bu yazıyı okuyan ve ailesiyle yaşayan arkadaşlar kendi hayatını kendi yönetme tarzını yanlış anlayıp özgürlük arayışlarına girebilirler ki bu arkadaşların konuyu yanlış anladıklarını itiraf etmek zorundayım. Herkes kendi hayatına kendi yön vermelidir. Ne konuda olursa olsun. Tabii ki başkalarından yardım alabilirsiniz ancak ipleri onların ellerine veremezsiniz. Kendi hayatını kendin yaşamak demek, her şeye kendinin karar vermesi gerektiği demek değil, sadece kaptanlıktan çıkmadan, tayflarından yardım almaktır. Benden bugün bu kadar. Hoşça kalın...
15 Eylül 2014 Pazartesi
PAYLAŞMAK

Hayatımız boyunca durmadan bir şeyleri paylaşırız. Öğrendiklerimizi, daha önceden bildiklerimizi, eşyalarımızı, yemeğimizi, evimizi, sevgimizi, üzüntülerimizi, sevinçlerimizi… Hayat paylaşmanın üzerine kurulu gibidir sanki. Paylaştıkça çoğalır her şey. Arkadaşlarımızla, ailemizle, tanıdıklarımızla hatta bazen tanımadıklarımızla bile paylaşırız bir şeyleri. Çok güzel bir his yeşertir insanın içinde. Şöyle ki, kardeşimle ilk başta paylaşmak istemediğim bir çikolatayı, daha sonra onunla paylaşırsam o çikolatanın tadı daha bir lezzetli olur sanki. Veya bildiğin bir bilgiyi, yardıma ihtiyacı olan biriyle paylaşınca gurur duyarsın kendinle, mutlu olursun. Öyle bir şey ki, yapmayınca üzülüyor insan. Paylaşmak ister istemez herkesin yaptığı bir şey bence. Her insan paylaşır, paylaşmalıdır da. “Paylaşılan bir sevinç iki kat olur, paylaşılan bir acı yarıya iner.” demiş Cicero. Ne de güzel demiş! Aynen de öyle değil mi? Acılarımızı azaltmak için dostlarımızla dertleşmez miyiz? Güzel bir haber alınca hemen tanıdıklarımıza da haber vermek istemiyor muyuz? Paylaşmak insanın doğasında var. İnsan paylaşmazsa mutlu olamaz. Kısacası, HAYAT PAYLAŞINCA GÜZEL.
6 Eylül 2014 Cumartesi
ÇIRPINIŞ

Zaman durmadan akıyor. İnsanlar zaman geçtikçe çırpınıyor. Bazıları hayatlarını geliştirirken, bazıları hepten batağa düşüyor. Bazıları ise hiçbir ilerleme kaydetmeden olduğu yerde duruyor. Bütün bu çabalar ne için? Tüm bu koşuşturmalar bir gün yok olacak olan dünya için mi? Evet, ne yazık ki çoğumuz dünya için çırpınıyoruz. Çırpınmamız, çabalamamız gereken çok ama çok daha önemli şeyler varken, "üç günlük" bile diyemeyeceğimiz hayatın peşinden koşmamız da neyin nesi? Üç günlük bile diyemiyoruz hayatımıza çünkü bir dakika sonra bile yaşayacağımızın garantisi yok. E madem garantimiz yok, neden bu kadar çok dünyanın peşindeyiz? Sen, ben, o, biz... Herkes! Sonsuz bir hayat varken, ne zaman biteceği belli olmayan bir hayata yatırım yapılıyor. Ancak bu dünyaya yapılan yatırımların hepsi bu dünyada kalıyor. Bakın koskoca padişahlara, devlet adamlarına, varlıklılara... Yanlarında tek bir şey götürebilmişler mi? Kanuni Sultan Süleyman bile bir elinin tabutunun dışında bırakılmasını istemiş; insanlar koskoca padişahın bile elinin boş gittiğini görsünler diye! Madem bunları biliyoruz, uygulamalıyız da. Hayatımız sadece bu dünyadan ibaret değil. Bizim asıl hayatımız daha başlamadı. Toprağın altında çiçek açmayı bekleyen bir tohum gibiyiz. Az da olsa, asıl hayatımız için yatırım yapmalıyız. Az da olsa diyorum, çünkü "az", hiç yoktan iyidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

