çabalamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çabalamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Eylül 2014 Pazartesi

BİRİ ÖN YARGI MI DEDİ?

Zamanla tanırız insanları. Zaman her şeyin ilacıdır derler ya. Hah aynen öyle işte. Zaman geçtikçe her şey yerli yerine oturur. İlk gördüğümüz, sadece adını bildiğimiz insanların nasıl biri olduklarını bilemeyiz. Neleri sevdiğini, nasıl yaşadığını, amacının ne olduğunu. Onlar hakkında düşündüklerimiz ön yargı olur, bazen iyi bazen kötü. Oysa bir düşünsenize, hiç tanımadığımız insanların dış görünüşüne bakarak onları yargılamak nasıl da kötü bir şey! Bu yüzden “ön yargı” gerçekten çok yanlış bir davranış.  Bir söz görmüştüm: “Hepimiz önyargıyı kötüleriz, ama hala önyargılıyız.” diye. Maalesef bizim durumumuzu çok iyi anlatıyor. Yanlış bir davranış olduğunu çoğumuz biliyoruz ancak birçok kez istemeden ya da isteyerek ön yargılı davranabiliyoruz. Bunun kendimize yapılmasını istemeyiz değil mi? O halde kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi başkalarına da yapmamalıyız. Bunu herkes bilir. Asıl zor olan uygulamaktır. Ayrıca söylemekte fayda var: bilip de uygulamadığımız bilgiler ileride bizim başımızı yakabilir, canımızı acıtabilir.

Son olarak herkesin sadece kendi olması gerektiğini ve bir başkasının kötü yönlerini eleştireceğine kendine bakıp ön eleştiri yapması gerektiğini söylüyorum. Biliyorum, bunu yapmak gerçekten çok zor. Enistein’in bir sözü vardı: “Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.”. Fakat ne kadar zor olursa olsun bunu başarmak için çabalamalıyız. “Her şeyde de çabalamak gerekiyor yahu!” diyeceksiniz, eee napalım bedava peynir sadece fare kapanında!
6 Eylül 2014 Cumartesi

ÇIRPINIŞ

Zaman durmadan akıyor. İnsanlar zaman geçtikçe çırpınıyor. Bazıları hayatlarını geliştirirken, bazıları hepten batağa düşüyor. Bazıları ise hiçbir ilerleme kaydetmeden olduğu yerde duruyor. Bütün bu çabalar ne için? Tüm bu koşuşturmalar bir gün yok olacak olan dünya için mi? Evet, ne yazık ki çoğumuz dünya için çırpınıyoruz. Çırpınmamız, çabalamamız gereken çok ama çok daha önemli şeyler varken, "üç günlük" bile diyemeyeceğimiz hayatın peşinden koşmamız da neyin nesi? Üç günlük bile diyemiyoruz hayatımıza çünkü bir dakika sonra bile yaşayacağımızın garantisi yok. E madem garantimiz yok, neden bu kadar çok dünyanın peşindeyiz? Sen, ben, o, biz... Herkes! Sonsuz bir hayat varken, ne zaman biteceği belli olmayan bir hayata yatırım yapılıyor. Ancak bu dünyaya yapılan yatırımların hepsi bu dünyada kalıyor. Bakın koskoca padişahlara, devlet adamlarına, varlıklılara... Yanlarında tek bir şey götürebilmişler mi? Kanuni Sultan Süleyman bile bir elinin tabutunun dışında bırakılmasını istemiş; insanlar koskoca padişahın bile elinin boş gittiğini görsünler diye! Madem bunları biliyoruz, uygulamalıyız da. Hayatımız sadece bu dünyadan ibaret değil. Bizim asıl hayatımız daha başlamadı. Toprağın altında çiçek açmayı bekleyen bir tohum gibiyiz. Az da olsa, asıl hayatımız için yatırım yapmalıyız. Az da olsa diyorum, çünkü "az", hiç yoktan iyidir.

4 Eylül 2014 Perşembe

HUYLU HUYUNDAN VAZGEÇER Mİ?

Huylu huyundan vazgeçmez bence sevgili okuyucularım. Yani insan yedisinde neyse yetmişinde de odur demek istiyorum. Ancak şöyle de bir şey var ki bizim huy diye adlandırdığımız bazı davranışlar aslında huy değil. Ancak biz onları huy diye bildiğimiz için, pat diye o davranış değişince “Aaa kız huyu değişti bunun!”, “Hayretler içindeyim, yok artık! Bide huylu huyundan vazgeçmez derlerdi!” gibi diyaloglar ortaya çıkıyor. Mesela eskiden kitap okumayan bir insanın şimdiki hayatında kitap okuması “huyunun değişmesinden” değildir. Adam davranışını değiştirmenin onun için daha iyi olacağına karar vermiş, davranışını değiştirmek için çabalamış, çalışmış ve amacına ulaşmış. Bu olayın özeti budur yani. Az kitap okumak, çok fazla televizyon izlemek, sürekli bilgisayar oyunu oynamak huy değildir ve tabi ki bunları biliyorsunuz.
Yazının tam burasında bakış açımı biraz değiştirerek huyun zor da olsa değişebileceğini söylemek istiyorum. İçe dönüklülüğü ele alalım mesela. Bu bir huydur diyebiliriz. Küçüklüğünden beri içe dönük olan bir insan, hayatında onu etkileyen bir olay yaşadığında ve ya bu huyunu gerçekten değiştirmeye çalıştığında gerçekten de değiştiğine şahit olabiliriz. Bazı örnekler de duydum. Adam önceden utangaç olduğu halde şimdi seminerler verdiğini söylüyor. Utangaç biri onca insanın karşısında konuşmak için biraz çabalamış olsa gerek değil mi?

Son olarak insanın zor da olsa gerçekten isterse ve çabalarsa huyundan vazgeçebileceğini savunuyorum. En başta ki cümle ile ters oldu galiba, evet. Ama son kararım budur. Ancak şöyle ki “Can çıkar, huy çıkmaz.” diye bir söz de var. Burdan da huyun değişmesinin gerçekten zor olduğunu herkes anlayabilir sanırım. Neyse, sonraki yazımda buluşmak üzere hoşça kalın!