sonsuz hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sonsuz hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Aralık 2014 Cumartesi

MUTLU İNSANLAR NEDEN MUTLU?

Mutlu olmak deyince aklınıza ne geliyor? Para, sevgi, arkadaşlık? Evet, hadi hepimiz itiraf edelim. Paranın mutluluk getirmeyeceğini bildiğimiz halde, daha çok şeye sahip olursak daha mutlu olabileceğimizi düşünüyoruz. Daha fazla şeye sahip olduğumuzda bile, yine bir şeyler istiyoruz. Oysa çoğa sahip olan değil, sahip olduklarının kıymetini bilen zengindir. Önemli olan elindekilerle de mutlu olabilmendir. Ispanak yiyen de doyar, köfte yiyen de. Evet haklısınız burda köftenin bir ayrıcalığı var. Evet haklısınız köftenin tadı daha güzel. Ancak şöyle bir durum da var. Yiyorsunuz ve bitiyor. 2 dakikalık bir tat insana mutluluk veremez ki. Sonuçta yemeği yememizdeki amaç doymak. Neyse konuyu dağıtmayalım en iyisi :D
Yani demek istediğim mutlu olmak o kadar da zor olmamalı. İnsanlar mutluluğu parada pulda aramamalı. Hatta bence bu dünyada mutlu olmak için yeterince vaktimiz olmayabiliyor. Mutluluğumuzu sonsuz hayata saklamak daha mantıklı olmaz mı? Tabi orda mutlu olmak için de çalışmalıyız. Bu dünyada mutsuz mutsuz, somurtarak dolaşın demiyorum tabi ki. Bu dünyada da mutlu olmalıyız. Ve eğer mutlu olmak istiyorsak küçük şeylerle mutlu olabilmeyi öğrenmeliyiz. Başımıza gelen kötü olayları tekrar tekrar düşünüp üzülmektense, bu olaylardan ders almalıyız. Geçmişe takılı kalmamalıyız. Elimizdekilerle mutlu olmayı öğrenmeliyiz çünkü mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını en iyi şekilde değerlendirebilenlerdir.
2 Kasım 2014 Pazar

GERÇEK MUTLULUK

İnsanlar ne istediklerini bilmiyor. Ne istediklerini, nasıl istediklerini ve asıl neden istediklerini bilmiyorlar. Evet, çoğu isteğimizin bize göre bazı sebepleri var. Ancak bu sebeplerle sadece kendimizi kandırıyoruz. Bir araba, bir ev, bir iş, para, tonlarca kıyafet, arkadaş, eş... Bunları ne için istiyoruz hiç düşündünüz mü? Mutlu olmak için mi? 
Eğer gerçekten mutlu olmak istiyorsanız mutluluğu bu gibi şeylerde aramayın. Evet elinizde olmayan şeyler, siz hiç sahip olmadığınız için sizin gözünüzde bir hayli değerli. Ama bir araba sizi mutlu edemez. Para sizi mutlu edemez. Belki arkadaş yaşam sevincinizi arttırabilir. Fakat asıl mutluluk nedir biliyor musunuz? Tüm kalbinizle Allah'a teslim olmak. Bundan daha güzel ne olabilir ki? Bütün kainatın sahibine, Yaradan'a bağlanmak... İnsan düşününce anlayamıyor gerçekten. Diyorsunuz mesela "Ya kardeşim ne mutluluğu olacakmış" gibisinden. Ama öyle bir mutluluk oluyor ki. Hayatta gerçek bir amacınız oluyor. Sizin hayattaki asıl amacınız ne? Meslek sahibi olmak mı? Ortalama 60-70 senelik ömrünüzde meslek sahibi olmak için okuyacaksınız, iyi bir işiniz olacak, evleneceksiniz, yaşlanacaksınız ve sonra her insanın olduğu gibi siz de bir gün dünyadan silineceksiniz. Peki sonra ne olacak? Sonrası için hiç yatırım yaptınız mı? 60-70 senelik bir ömür için çok çalıştınız, çabaladınız. Peki ya sonsuz hayatınız için bir şey yaptınız mı? 
Günümüzdeki en büyük sorunlardan biri de insanların inandığı gibi yaşamıyor olması bence. Adam ben ahiret hayatına inanıyorum diyor, ama işi gücü eğlence. Sonsuz hayatı için kılını bile kıpırdatmıyor. Gerçekten inanmak mıdır bu? İnsanın içinde var aslında. İnsan bu çünkü, bir şeye inanmalı. Ve önemli olan doğru şeye inanmalı. İnandığı gibi de yaşamalı. Evet belki zor, belki şuan dünya daha çekici ve güzel. Ama emin olun bu dünyanın güzelliği sahte. Mutluğu yanlış yerlerde aramayın. Mutluluk size çok yakın. 
28 Eylül 2014 Pazar

KİMİM BEN?

Kendini sevmeli insan. "Kendini" diyorum bakın. İnsanın kendini sevmesi için kim olduğunu bilmesi gerekir önce. Siz kendinizi biliyor musunuz? Nasıl biri olduğunuzu, kim olduğunuzu? Kendini bilmek bana hem çok zor hem de çok kolay gibi görünen bir şey. "İnsanın kendini tanıması ne kadar zor olabilir ki?" diyebilirsiniz. O kadar da kolay değil. İnsanın kendini bilmesini kolaylaştıracak en önemli şey insanın "kendi" olmasıdır. Yani insan içindekileri dışına yansıtabiliyorsa bu çok iyi bir şeydir. Olduğunuz gibi görünmek hiç bir zaman sizi korkutmasın. Diğer insanların düşünecekleri, söyleyecekleri şeyler sizi ilgilendirmez. Çünkü onlar "diğer" insanlar. Siz kendiniz için yaşıyorsunuz. Onlar için değil! İnsanların sizi farklı görmesi, hakkınızdaki kötü düşünceleri sizi öyle biri yapmaz. Siz kendinizi biliyorsanız, başka bir önemi yok. Dediğim gibi, kendiniz için yaşayın. Diğer insanlar için kendinizi değiştirmeye çalışmayın. Çünkü olduğunuz halinizi değiştirerek insanlara görünmeniz, hem kendinizi hem de insanları kandırmak olur. Kim kendini kandırmak ister ki? Kendinizi tanıyın, ve kendinizi olduğunuz halinizle sevin. Başkaları için yanlış olduğunu bildiğiniz ama insanların güzel gördüğü şeyleri yapmayın.

İnsanın kendini tanıması konusu çok geniş çaplı bir konu aslında. Yunus Emre `nin bir sözü vardır bilirsiniz: "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir...". İnsanın kendini bilmesi ilimdir demek ki. Bir yönden de insanın kendini bilmesi, tanıması demek bu dünyadaki amacını bilmesi demektir. Yaratılış gayesi nedir insanın mesela? İnsanlar başıboş bir şekilde eğlenmek, yiyip içmek için mi yaratılmış? Elbette hayır. Kainatta her şeyin olduğu gibi insanın da görevleri vardır. Bu kadar nimet şükürsüz bırakılmamalıdır. Görevlerinin bilincinde olup, asıl hayatı için hazırlık yapmalıdır insan. Kendini tanımak oldukça önemlidir bu noktada. Kendini tanıyan insan, yaratıcısını da tanır. Bir fabrika gibi çalışan vücudumuza bakın. Bizim hiç bir şeyden haberimiz yokken içimizdeki organlar deli gibi çalışıyor. Hatta şöyle demeliyim: çalıştırılıyor. Biz kendimiz çalıştırmıyoruz, akılsız bir organın da kendi kendine çalışacak hali yok. Öyleyse elbette bütün bunları kontrol eden, çalıştıran biri var. Kulağımız, burnumuz, dilimiz... Hepsi etten. Ama hepsinin görevleri farklı. Burnumuza "Haydi, kokuları almak senin görevin." diyen biz miydik? Evet dostlarım, konu uzadıkça uzuyor, sonsuza uzanıyor. Kendimizi tanımamız gerek. Olduğumuz halimizi sevmemiz ve diğer insanların görüşlerini umursamamız gerek. Sonsuz bir hayatımızın olduğunu ve buna hazırlık yapmamız gerektiğini unutmamamız gerek. Kendimizi unutmamamız gerek. Çünkü kendimizi unutursak Rabbimizi de unuturuz, gaflet içinde kalırız. 
6 Eylül 2014 Cumartesi

ÇIRPINIŞ

Zaman durmadan akıyor. İnsanlar zaman geçtikçe çırpınıyor. Bazıları hayatlarını geliştirirken, bazıları hepten batağa düşüyor. Bazıları ise hiçbir ilerleme kaydetmeden olduğu yerde duruyor. Bütün bu çabalar ne için? Tüm bu koşuşturmalar bir gün yok olacak olan dünya için mi? Evet, ne yazık ki çoğumuz dünya için çırpınıyoruz. Çırpınmamız, çabalamamız gereken çok ama çok daha önemli şeyler varken, "üç günlük" bile diyemeyeceğimiz hayatın peşinden koşmamız da neyin nesi? Üç günlük bile diyemiyoruz hayatımıza çünkü bir dakika sonra bile yaşayacağımızın garantisi yok. E madem garantimiz yok, neden bu kadar çok dünyanın peşindeyiz? Sen, ben, o, biz... Herkes! Sonsuz bir hayat varken, ne zaman biteceği belli olmayan bir hayata yatırım yapılıyor. Ancak bu dünyaya yapılan yatırımların hepsi bu dünyada kalıyor. Bakın koskoca padişahlara, devlet adamlarına, varlıklılara... Yanlarında tek bir şey götürebilmişler mi? Kanuni Sultan Süleyman bile bir elinin tabutunun dışında bırakılmasını istemiş; insanlar koskoca padişahın bile elinin boş gittiğini görsünler diye! Madem bunları biliyoruz, uygulamalıyız da. Hayatımız sadece bu dünyadan ibaret değil. Bizim asıl hayatımız daha başlamadı. Toprağın altında çiçek açmayı bekleyen bir tohum gibiyiz. Az da olsa, asıl hayatımız için yatırım yapmalıyız. Az da olsa diyorum, çünkü "az", hiç yoktan iyidir.