18 Ocak 2015 Pazar

EVRİM SAÇMALIĞI

Bugün bir kitapta evrimle ilgili birkaç bölüm okudum. Sizlerle de düşüncelerimi paylaşmak istedim. Açıkçası evrim denilen, ortaya sürülen bu teori gerçekten fazlasıyla saçma. Günümüzdeki bilimsel çalışmalar evrim teorisinin geçersizliğini ispatlamış durumda zaten. Ama şöyle bir düşününün. Geçersizliği ispatlanmamış olsa bile böyle bir şeye inanmak mümkün müdür? Evrime göre dünya, evren, insanlar ve diğer bütün canlılar tesadüfen oluşmuştur. Şöyle bir örnek vermek istiyorum. Şuan etrafınızdaki herhangi bir nesneyi düşünün. Mesela bir bardak olsun. Siz bu bardak için kendi kendi oluşmuş diyebilir misiniz? Bir cam parçası tesadüfen bardak şeklini almış olabilir mi? Eğer siz bu bardağa kendi kendine oluşmuş derseniz en ahmak insandan daha ahmak olursunuz. İnsanlar size aptal der. Bunu siz de biliyorsunuz. Elbette bu bardağın bir yapanı vardır. Böylesine basit bir nesne bile kendi kendine oluşamıyorsa bütün bu koca evrenin tesadüfen oluşması mantıklı mıdır? Bu yıldızların, gezegenlerin, güneşin, dünyamızın oluşması tesadüf olamaz. Hadi (haşa) tesadüfen oluştu diyelim. Milyonlarca yıl, bu düzen bozulmadan nasıl durabilir? Herşeyi yaratan, bu düzeni sağlayan elbette bir Yaratıcı vardır.
Evrim teorisindeki saçma olan şeylerden biri de canlıların mutasyona uğrayarak farklı canlı türlerini oluşturmuş olmasıdır. Mutasyon demek, bir canlının genetik yapısının bozulmuş olması demektir. Yani bir canlının en sağlam hali mutasyonsuz halidir. Bu bilgi de evrim teorisini çürütür. Bir canlının mutasyona uğrayarak daha gelişmiş bir canlıya dönüşmesi imkansızdır. Sizce insan gibi muhteşem, düşünebilen, hayal edebilen, duyguları olan bir varlık bir hayvanın mutasyonu sonucu oluşmuş olabilir mi? Bizi mükemmel şekilde yaratan bir Yaratıcı vardır. Gördüğünüz gibi, evrim teorisinin dayanıksızlığı bizlere evreni yaratan muhteşem güç sahibi bir Yaratıcı`nın olduğunu gösteriyor. Allah, herşeyi mükemmel bir şekilde yaratmıştır.

Bu konu oldukça geniş bir konu. Benim yazabileceklerim bu kadar. Daha fazla bilgi edinmek isterseniz kitaplardan ve internetten yararlanabilirsiniz. Doğru bir kaynak olmasına dikkat edin. Sonra görüşmek üzere, hoşçakalın.
14 Aralık 2014 Pazar

ARKADAŞ DEMEK...



Arkadaş seçimi önemlidir. Ancak ne var ki arkadaş seçimi kadar zor bir şey yoktur. İnsanlar arkadaşlarının kendileriyle aynı şeyleri sevmesini, aynı şeylerden nefret etmesini isterler. Ancak herşey bununla bitmez ki. Bence arkadaş demek, hep birbirlerinin arkasında olmak demektir. Hiç bir zaman, ne olursa olsun yüz çevirmemek demektir. Ufacık şeyler yüzünden aranızın bozulmamasıdır mesela. Arkadaş dediğin, yaptığın küçük yanlışları dahi yüzüne söylemelidir ama bu yanlışlar yüzünden sana küsmemelidir. Arkadaş dediğin, ağladığın zaman yanında olmalıdır. Arkadaş dediğin, düşünce sana güler ama seni asla yerde bırakmaz. Arkadaş demek, sırdaş demektir, dost demektir, kardeş demektir. Ama böyle bir arkadaş bulmak zordur. Tabii ki dört dörtlük bir arkadaş aramak yanlış. Arkadaş seçiminde önemli olan kendinize yakın hissettiğiniz biri olmasıdır, Mesela yanında istediğiniz gibi saçmalayabileceğiniz, ya da sırlarınızı hiç düşünmeden anlatabileceğiniz biri. Böyle bir arkadaşa ya da böyle arkadaşlara sahip olanlar ne kadar şanslı olduklarını bir daha düşünsünler bence. Eğer gerçek bir dosta sahipseniz, onu asla bırakmayın. Hep arkadaşın yapması gerekenleri söyledik. Ama biliyorsunuz ki bunların hepsi sizin içinde geçerli. Dostluk, gerçekten anlatılmaz bir şey. Ne mutlu bu anlatılmaz şeye sahip olanlara! 
12 Aralık 2014 Cuma

NO PAIN NO GAIN

“No pain, no gain.” diye bir söz vardır İngilizcede. Anlamı çile yoksa kazanç ta yoktur gibimsi bir şey. Açıkçası bunun çok doğru bir söz olduğunu hepimiz biliyoruz. Aslında bu sözün anlatmak istediği şeyi tek bir cümleyle özetleyebiliriz. “Başarı tepesine çiçekli yollardan gidilmez.”. Başarmak istiyorsak önümüze çıkacak olan engellerin riskini alarak yola çıkmalıyız. Ve ne olursa olsun engellerden yılmamalıyız. Çünkü aslında engeller bizi yıldırmak için değil, daha da hırslandırmak için vardır. En baştaki sözümüze dönelim şimdi. Bu sözün Türkçe karşılığı “Zahmet olmazsa rahmet olmaz.” Olurdu heralde. :D  Bu deyiş her insan geçerlidir bir bakıma. Yukarıda başarmak filan dedik ama, işte ne biliyim hayatta bir amacı olmayan, bir şeyi başarmaya çalışmayan insanlar bu sözün onların üzerinde etkisinin olmadığını sanmasın. Bir kere hayatta bir amacı olmayan insan olmamalıdır. Şu an düşünün. Ve eğer amacınız olmadığı kanısına varırsanız hemen kendinize bir amaç bulun. Çünkü amaçsız yaşayan insanların mutlu olduğu kimse tarafından görülmemiştir. Amacınızı buldunuz mu? Tamam, şimdi de bu amacı yerine getirmek için yapabileceklerinizi düşünün. Diyelim ki sınava gireceksiniz ve amacınız da bu sınavdan geçmek. Bu amacı gerçekleştirebilmenin birçok değişik yolu vardır değil mi? Öncelikle herkesin bildiği bir yöntem: çalışmak. Bundan başka kopya çekmek, çalışıyorum diye kendini inandırıp aslında çalışmamak, büyüklerin duasını istemek gibi değişik ve bazıları saçma olan yöntemler de olabilir. Dua isteyebilirsiniz evet ama bu sizin çalışmanıza gerek kalmadığını göstermez. Bu sınavdan geçmekte size en faydalı olacak olan çalışmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz. Belki kopya çekerek de yırtabilirsiniz. Ancak bu sadece bir kere olur. Sınavı geçmek için çalışarak biraz zahmet çekmelisiniz. Bir kere şansınız yaver gidebilir. Ama bu, her zaman böyle olacağını göstermez. Bir şeyler yapmak, bir şeyleri başarmak istiyorsanız siz de herkes gibi uğraşmalısınız. İnsanın amacı uğruna zahmet çekmesi kötü bir şey değil. Zor da değil. İnsan amaçları için bazı bedeller ödemeyi bilmeli. Çünkü başarı yolunda elleriniz cepte ilerleyemezsiniz.
6 Aralık 2014 Cumartesi

MUTLU İNSANLAR NEDEN MUTLU?

Mutlu olmak deyince aklınıza ne geliyor? Para, sevgi, arkadaşlık? Evet, hadi hepimiz itiraf edelim. Paranın mutluluk getirmeyeceğini bildiğimiz halde, daha çok şeye sahip olursak daha mutlu olabileceğimizi düşünüyoruz. Daha fazla şeye sahip olduğumuzda bile, yine bir şeyler istiyoruz. Oysa çoğa sahip olan değil, sahip olduklarının kıymetini bilen zengindir. Önemli olan elindekilerle de mutlu olabilmendir. Ispanak yiyen de doyar, köfte yiyen de. Evet haklısınız burda köftenin bir ayrıcalığı var. Evet haklısınız köftenin tadı daha güzel. Ancak şöyle bir durum da var. Yiyorsunuz ve bitiyor. 2 dakikalık bir tat insana mutluluk veremez ki. Sonuçta yemeği yememizdeki amaç doymak. Neyse konuyu dağıtmayalım en iyisi :D
Yani demek istediğim mutlu olmak o kadar da zor olmamalı. İnsanlar mutluluğu parada pulda aramamalı. Hatta bence bu dünyada mutlu olmak için yeterince vaktimiz olmayabiliyor. Mutluluğumuzu sonsuz hayata saklamak daha mantıklı olmaz mı? Tabi orda mutlu olmak için de çalışmalıyız. Bu dünyada mutsuz mutsuz, somurtarak dolaşın demiyorum tabi ki. Bu dünyada da mutlu olmalıyız. Ve eğer mutlu olmak istiyorsak küçük şeylerle mutlu olabilmeyi öğrenmeliyiz. Başımıza gelen kötü olayları tekrar tekrar düşünüp üzülmektense, bu olaylardan ders almalıyız. Geçmişe takılı kalmamalıyız. Elimizdekilerle mutlu olmayı öğrenmeliyiz çünkü mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını en iyi şekilde değerlendirebilenlerdir.
23 Kasım 2014 Pazar

İNSANIN VAZGEÇİLMEZİ: PAYLAŞMAK

Paylaşıldıkça çoğalır sevgiler, sevinçler, hayaller, bilgiler... Paylaşıldıkça azalır üzüntüler, kırgınlıklar, kızgınlıklar... İnsanın vazgeçilmezidir paylaşmak. Paylaşmayan insan yoktur, olmamalıdır da. Asosyal dediğimiz insanlar bile internette, sosyal paylaşım sitelerinde bir sürü şey paylaşırlar. Paylaşmak için sosyal olmaya gerek yoktur. Her insan paylaşır. İş yerinde çalışan bir iş adamı da, bir öğretmen de, bir doktor da, bir öğrenci de, bir ev hanımı da, küçük bir çocuk da, yaşlı bir teyze de, evsiz bir adam da... Hatta hayvanlarla da paylaşabiliriz değil mi? Siz hiç simidinizi bir martıyla paylaşmadınız mı? Elinizdeki ekmekten bir parça koparıp bir kediye vermediniz mi? Ya da evcil hayvanınız varsa, eminim onunla en az bir kere dertleşmişsinizdir. Onun sizi anlayamayacağını bilmenize rağmen onunla konuştunuz değil mi? Paylaşma eylemi sadece iki insanın arasında gerçekleşmek zorunda değildir. İnsan diğer varlıklarla da bir şeyler paylaşabilir. Aklınıza gelebilecek her çeşit insan, ne iş yaparsa yapsın, nerede yaşarsa yaşasın, nasıl biri olursa olsun, paylaşmaktan geri kalamaz. 
İnsan, paylaşmazsa zevk alamaz hayattan.Düşünün bir. Siz güzel bir haber aldığınızda bunu kendinize mi saklıyorsunuz, yoksa hemen sevdiklerinizle mi paylaşıyorsunuz? Evet, hemen paylaşıyorsunuz. Çünkü paylaşılmayan sevinçlerin bir anlamı kalmıyor. üzüntünüzü paylaştığınızda bir arkadaşınızla, ailenizle ya da herhangi biriyle, azalmıyor mu canınızın sıkkınlığı? Dertleşmek deriz ya. Ondan işte. Rahatlatır insanı bir yandan da. Paylaşınca azalır bütün yükler. İnsan, başına gelen onca olayı, olaylara bağlı olarak hissedilen duyguları,hayallerini, düşüncelerini tek başına kaldıramaz, paylaşmalıdır. Paylaşmalıdır ki yükü azalsın, hem kolayca yoluna devam edebilsin, hem de yanında arkadaşları bulunsun.
9 Kasım 2014 Pazar

İNSAN


İnsanı tanımlayabilir misiniz? Kolları, bacakları, gövdesi, ağzı, burnu gibi organlara sahip olan bir canlı mıdır insan sadece? Eğer sizin aklınıza bu geliyorsa, hayvanlara neden insan demiyoruz? Bence insanı tanımlamak çok zor. İnsan öyle bir varlık ki, koskoca bir dünyanın yapamadığını insan yapabiliyor: düşünebiliyor, hayal kurabiliyor, öğrenebiliyor... Yani bence insan, ruhuyla insan. Elbette insan vücudu mükemmel bir şekilde yaratılmış. Ama ruh, hepsini tamamlayan, insanı insan yapan şeydir. Ruh, bizim için oldukça önemlidir. Düşünürseniz, siz de anlayabilirsiniz. İşte bu yüzden günümüzde yapılan en büyük hataya düşmemeliyiz. Vücuduna bakım yapmaktan ruhuna bakmaya vakti kalmıyor insanların. Oysa bir insan için önemli olan ruh dememiş miydik? Vücut dediğimiz şey, bakım yapmakla güzel görünmüyor. Siz ne yaparsanız yapın bedeninizin elli yaşında kırışmasını önleyemezsiniz. Öldüğünüzde bedeninizi de yanınızda götürmesiniz. O zaman vücut yerine ruha bakım yapmak daha mantıklı değil midir?
Ruhun bakımı ancak imana kavuşmakla olur. İmanla buluşmamış bir ruh, ne yapılırsa yapılsın hep biraz sıkkındır. Bediüzzaman da demiş: "İman insanı insan eder belki insanı sultan eder. Öyle ise insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır." Bu dünyadaki asıl görevimiz iyi bir meslek sahibi olup para kazanmak filan değil. Asıl görevimiz İMAN ve DUA. Asıl görevimiz ALLAH`IN RIZASINI KAZANMAK. Çünkü ancak böyle mutlu olabiliriz. Ruhumuz ancak böyle kurtuluşa erer.
2 Kasım 2014 Pazar

GERÇEK MUTLULUK

İnsanlar ne istediklerini bilmiyor. Ne istediklerini, nasıl istediklerini ve asıl neden istediklerini bilmiyorlar. Evet, çoğu isteğimizin bize göre bazı sebepleri var. Ancak bu sebeplerle sadece kendimizi kandırıyoruz. Bir araba, bir ev, bir iş, para, tonlarca kıyafet, arkadaş, eş... Bunları ne için istiyoruz hiç düşündünüz mü? Mutlu olmak için mi? 
Eğer gerçekten mutlu olmak istiyorsanız mutluluğu bu gibi şeylerde aramayın. Evet elinizde olmayan şeyler, siz hiç sahip olmadığınız için sizin gözünüzde bir hayli değerli. Ama bir araba sizi mutlu edemez. Para sizi mutlu edemez. Belki arkadaş yaşam sevincinizi arttırabilir. Fakat asıl mutluluk nedir biliyor musunuz? Tüm kalbinizle Allah'a teslim olmak. Bundan daha güzel ne olabilir ki? Bütün kainatın sahibine, Yaradan'a bağlanmak... İnsan düşününce anlayamıyor gerçekten. Diyorsunuz mesela "Ya kardeşim ne mutluluğu olacakmış" gibisinden. Ama öyle bir mutluluk oluyor ki. Hayatta gerçek bir amacınız oluyor. Sizin hayattaki asıl amacınız ne? Meslek sahibi olmak mı? Ortalama 60-70 senelik ömrünüzde meslek sahibi olmak için okuyacaksınız, iyi bir işiniz olacak, evleneceksiniz, yaşlanacaksınız ve sonra her insanın olduğu gibi siz de bir gün dünyadan silineceksiniz. Peki sonra ne olacak? Sonrası için hiç yatırım yaptınız mı? 60-70 senelik bir ömür için çok çalıştınız, çabaladınız. Peki ya sonsuz hayatınız için bir şey yaptınız mı? 
Günümüzdeki en büyük sorunlardan biri de insanların inandığı gibi yaşamıyor olması bence. Adam ben ahiret hayatına inanıyorum diyor, ama işi gücü eğlence. Sonsuz hayatı için kılını bile kıpırdatmıyor. Gerçekten inanmak mıdır bu? İnsanın içinde var aslında. İnsan bu çünkü, bir şeye inanmalı. Ve önemli olan doğru şeye inanmalı. İnandığı gibi de yaşamalı. Evet belki zor, belki şuan dünya daha çekici ve güzel. Ama emin olun bu dünyanın güzelliği sahte. Mutluğu yanlış yerlerde aramayın. Mutluluk size çok yakın.