7 Eylül 2014 Pazar

YÜZMENİN FAYDALARI

Malum yaz aylarındayız. Herkes denize koşuyor. Bende yüzmenin faydalarını az biraz anlatmak istedim. Araştırdığımda, ben de birçok şey öğrendim.


Yüzme, özellikle kalp ve dolaşım sitemine olumlu etkileri baya fazlaymış. Düzenli yüzen insanlarda kalp krizi geçirme olasılığı düşmekteymiş. Ayrıca bu kişilerde, kalp ve beyin damarlarını tıkayan bazı maddelerin azalmasına yardım ediyormuş. Bir başka faydası, çoğumuzun da bildiği bir şey; kasları güçlendirmesi. Hatta doktorlar, eklemlerinde rahatsızlık olan insanlara yüzme sporunu tavsiye ediyormuş çünkü eklemler yüzmede diğer sporlara göre daha az zorlanıyormuş. Bundan dolayı yaralanma veya sakatlanma riski diğer egzersizlere göre %90 daha azmış. Oldukça önemli bir rakam değil mi? Ayrıca yüzme, her bireyin yapabileceği harika bir egzersiz. Kilonuz, boyunuz, yaşınız ne olursa olsun, öğrendiğiniz zaman istediğiniz gibi sakatlanma veya yaralanma riski olmadan yüzebilirsiniz. Ayrıca sigara ve alkol alışkanlıklarının azalmasında etkili olmakla beraber aşırı şişmanlığı da engelliyormuş. Hamilelerin düşük yapma, erken yada geç doğurma gibi olasılıklarını da oldukça azaltıyormuş. En önemli faydalarından biri de insanın sinir sistemine ve insan psikolojisine iyi gelmesi. Siz de bilirsiniz, insan suya girince rahatlar, bütün sorunlarını bir süreliğine de olsa unutur.
Ancak burada önemli olan "yüzme" egzersizini düzenli olarak yapmaktır. Baştaki cümlede söyledim: herkes denize koşuyor diye. Ancak yaz aylarında denizde yüzmenin "spor" olmayacağını biliyorsunuzdur heralde. :D Ama ben yinede suya girmenin faydaları olacağını düşünüyorum. Hatta suyun verdiği rahatlık, stresleri ve gerilimleri berraklığıyla alıp götürmesi bile yeter bence. Evet, benden bu kadar sevgili arkadaşlar. Hepinizin iyi bir tatil geçirdiğini umaraktan görüşmek üzere diyorum!
6 Eylül 2014 Cumartesi

ÇIRPINIŞ

Zaman durmadan akıyor. İnsanlar zaman geçtikçe çırpınıyor. Bazıları hayatlarını geliştirirken, bazıları hepten batağa düşüyor. Bazıları ise hiçbir ilerleme kaydetmeden olduğu yerde duruyor. Bütün bu çabalar ne için? Tüm bu koşuşturmalar bir gün yok olacak olan dünya için mi? Evet, ne yazık ki çoğumuz dünya için çırpınıyoruz. Çırpınmamız, çabalamamız gereken çok ama çok daha önemli şeyler varken, "üç günlük" bile diyemeyeceğimiz hayatın peşinden koşmamız da neyin nesi? Üç günlük bile diyemiyoruz hayatımıza çünkü bir dakika sonra bile yaşayacağımızın garantisi yok. E madem garantimiz yok, neden bu kadar çok dünyanın peşindeyiz? Sen, ben, o, biz... Herkes! Sonsuz bir hayat varken, ne zaman biteceği belli olmayan bir hayata yatırım yapılıyor. Ancak bu dünyaya yapılan yatırımların hepsi bu dünyada kalıyor. Bakın koskoca padişahlara, devlet adamlarına, varlıklılara... Yanlarında tek bir şey götürebilmişler mi? Kanuni Sultan Süleyman bile bir elinin tabutunun dışında bırakılmasını istemiş; insanlar koskoca padişahın bile elinin boş gittiğini görsünler diye! Madem bunları biliyoruz, uygulamalıyız da. Hayatımız sadece bu dünyadan ibaret değil. Bizim asıl hayatımız daha başlamadı. Toprağın altında çiçek açmayı bekleyen bir tohum gibiyiz. Az da olsa, asıl hayatımız için yatırım yapmalıyız. Az da olsa diyorum, çünkü "az", hiç yoktan iyidir.

5 Eylül 2014 Cuma

HAREKETE GEÇ!

Sürekli bir şeyler hayal eden, edebilen insanlar, insanlarımız; bazen hayal ettikleri şeylerin peşinden koşmazlar. Hatta bazen bu hayal ettikleri şeyleri arkadaşlarıyla, aileleriyle paylaşırlar ancak sadece “Şöyle böyle yapmayı düşünüyorum.” gibisinden cümlelerle. Eğer bir şey yapmayı düşünüyorsanız neden yapmayasınız ki? Aklınızda olan şeyi hayata geçirmeye çalıştığınızda kaybedecek neyiniz var? – tabi ki bu cümleler çılgın hayallere sahip insanlar için geçerli değil, dağdan motorla atlamak gibi bir hayal mesela- 
Örneğin bir kitap yazmak istiyorsanız, yazar olmayı hayal ediyorsanız en azından bunu yapmaya çalışmalısınız. Önceden hiç kitap yazmayı denemediyseniz yazıp yazamayacağınız bilemezsiniz ki! Deneyin ve görün. Şu sözde de dendiği gibi "Eğer yapmak istediğini ya da olmasını umduğunu düşünmeye devam edersen, onu yapmazsın ve gerçekleşmez." (Joe Dimaggio) Sadece düşünmek yetmiyor yani. İçinizde “Bunu sakın deneme! 
Tamamen zaman kaybı, sen asla böyle bir şey yapamazsın!” diye zırvalayan bir ses varsa, işte tam da o ses belki de sizin harekete geçmenizi engelleyen şey.O sesin bir engel olduğu kesin, ama siz bu engeli aşabilecek güçte olduğunuza inanın ve o sese kanmadan yolunuza devam edin.  Ya da bunu paylaştığınız bir arkadaşınız, tanıdığınız "Bunu yapamazsın." diyorsa ona aldırmayın. Kendi adıma konuşuyorum, sonuçta gün içinde yaptığımız birçok boş iş var. Zaten günün yirmi dört saatini tamı tamına dolu dolu geçirebilecek insan çok azdır. Her neyse, benim dediğim şudur ki; hayallerinizi, yapmak istediğiniz şeyleri gerçekleştirmekten korkmayın. Ancak onları gerçekleştiremezseniz bile hayal kırıklığına uğramak yerine, bir şeyleri gerçekleştirmeye çalıştığınız için kendinizle gurur duyun. Çünkü "Her zaman savaşlarınızı kazanamazsınız, ama savaştığınızı bilmek yine de iyidir."(Marjorie Holmes)
Olay bu, HAREKETE GEÇ!

Bu arada sakın unutmayın: "Binlerce kilometrelik bir yolculuk ilk adımın atılmasıyla başlar" (Lao Tzu)

4 Eylül 2014 Perşembe

HUYLU HUYUNDAN VAZGEÇER Mİ?

Huylu huyundan vazgeçmez bence sevgili okuyucularım. Yani insan yedisinde neyse yetmişinde de odur demek istiyorum. Ancak şöyle de bir şey var ki bizim huy diye adlandırdığımız bazı davranışlar aslında huy değil. Ancak biz onları huy diye bildiğimiz için, pat diye o davranış değişince “Aaa kız huyu değişti bunun!”, “Hayretler içindeyim, yok artık! Bide huylu huyundan vazgeçmez derlerdi!” gibi diyaloglar ortaya çıkıyor. Mesela eskiden kitap okumayan bir insanın şimdiki hayatında kitap okuması “huyunun değişmesinden” değildir. Adam davranışını değiştirmenin onun için daha iyi olacağına karar vermiş, davranışını değiştirmek için çabalamış, çalışmış ve amacına ulaşmış. Bu olayın özeti budur yani. Az kitap okumak, çok fazla televizyon izlemek, sürekli bilgisayar oyunu oynamak huy değildir ve tabi ki bunları biliyorsunuz.
Yazının tam burasında bakış açımı biraz değiştirerek huyun zor da olsa değişebileceğini söylemek istiyorum. İçe dönüklülüğü ele alalım mesela. Bu bir huydur diyebiliriz. Küçüklüğünden beri içe dönük olan bir insan, hayatında onu etkileyen bir olay yaşadığında ve ya bu huyunu gerçekten değiştirmeye çalıştığında gerçekten de değiştiğine şahit olabiliriz. Bazı örnekler de duydum. Adam önceden utangaç olduğu halde şimdi seminerler verdiğini söylüyor. Utangaç biri onca insanın karşısında konuşmak için biraz çabalamış olsa gerek değil mi?

Son olarak insanın zor da olsa gerçekten isterse ve çabalarsa huyundan vazgeçebileceğini savunuyorum. En başta ki cümle ile ters oldu galiba, evet. Ama son kararım budur. Ancak şöyle ki “Can çıkar, huy çıkmaz.” diye bir söz de var. Burdan da huyun değişmesinin gerçekten zor olduğunu herkes anlayabilir sanırım. Neyse, sonraki yazımda buluşmak üzere hoşça kalın!
3 Eylül 2014 Çarşamba

HİÇ KAFANIZIN İÇİNDE OTURAN BİR GORİL HİSSETTİNİZ Mİ?

Evet, kabul ediyorum başlık epey değişik oldu. Ama şuan cidden bu durumdayım. Başımın içinde bir goril oturmuş ve piknik yapıyor, kafamı salladıkça ya da aniden çevirince filan kükrüyor gibi geliyor. Pekâlâ, biraz abarttım. Kısacası kafam güzel bugün. Ya da şaşırtıcı derecede başım ağrıyor. Her neyse, madem başım ağrıyor, ben de “baş ağrısı” ile ilgili bir şeyler yazayım dedim. Eskiden çok değişik çözümler vardı baş ağrısı için. Hatta şimdi bile duyuyoruz babaannelerimizden, anneannelerimizden. Patates yuvarlak ince dilimler halinde kesilip, alınlarına gelecek şekilde bir bez parçasıyla bağlanırdı. Eskiden annemi o şekilde görmüşlüğüm bile var sanırım. Ancak günümüzde başı ağrıyan insanlar kısa yoldan bir hap atıp baş ağrısının geçmesini bekliyor. Kısa, kolay ve zahmetsiz bir yöntem, evet ama her başımız ağrıdığında hap atarsak bu sağlığımız için pek de iyi bir şey olmayacağa benziyor. Bunun dışında başınıza biraz masaj yapabilirsiniz. Hafif bir ovalama şeklinde değil de, biraz bastırarak yapmanız çok daha iyi olur. Genellikle şakak bölgesine yapılan masajlar daha etkili olur. Ayrıca enseye yapılan masajlar da baş ağrısına iyi geliyormuş.  Bunlardan başka bitkisel yöntemler de var. Naneli çay gibi bitkisel çaylar baş ağrısını dindirmede faydalı oluyormuş mesela.  Neyse sevgili okuyucularım, benden bu kadar. Malum başımın içinde bir goril var. Şimdi gidip bu yöntemlerden birini uygulayacağım. Hiç başınızın ağrımaması dileğiyle, hoşça kalın!
2 Eylül 2014 Salı

ANILAR



Anılar bizi biz yapan şeylerdir. İyi de olsa kötü de olsa anılarımızla yaşamayı öğrenmemiz gerekir. Onlara sahip çıkmamız gerekir. Çünkü anılar bizimle beraber yaşarlar. Evet, kötü anılarımız da olur elbette. Ancak bu kötü anılar bize hayatın her zaman tozpembe olmadığını hatırlatır. Pişmanlık duyduğumuz, üzüldüğümüz, kızdığımız, hayal kırıklığına uğradığımız kötü anılarımız bizlere ders vermek için beklerler içimizde. Aynı hataya tekrar düşmememizi sağlarlar. Tabi her üzücü olay hata değildir. Burası biraz karıştı. Toparlamaya çalışırsak, anılar bizim hayatımızdır. Anılar bizim geçmişimizdir. Geçmişimiz olmadan geleceğe adım atamayız. Hiç kimse mükemmel değildir. Herkesin geçmişinde ona yara açan ya da onu mutluluktan havaya uçuran anıları vardır. Önemli olan bunlarla yaşamayı öğrenmektir.
1 Eylül 2014 Pazartesi

ASLA PES ETME!

Birçok insan, o kadar yol kat ettiği halde daha fazla dayanamayıp pes ettiğinden başarıya ulaşamaz. Bu noktada “pes etmek” çok önemli bir dönüm noktasıdır. Ya pes edersiniz, ya da devam edersiniz. Özellikle bu, sabırsız insanlar için daha da dayanılmaz bir durumdur. Hevesle başladıkları bir işe başarısızlıkla sonuç verebilirler pes ettikleri zaman. Aslında yaptığımız bazı işlerde önemli olan fazla yapmak değil, “devamlı” yapmaktır. “Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir.” misali. İşte tam da bu nedenden ötürü pes etmek,  hayal kırıklığı ve başarısızlık gibi birçok kötü şeyi beraberinde getirir. İnsan pes etmemeyi öğrenmeli bence. Ne olursa olsun, önüne hangi engel çıkarsa çıksın yoluna devam etmeli. Asla yılmamalı. Başarıya ulaşmak, sandığımız kadar kolay olamayabilir çünkü. Gerçekten başarıya ulaşmak isteyen insan, karşılaştığı zorluklara karşı göğüs germeli ve onları atlatıp yoluna devam etmelidir. İşte tüm mesele bu. Pes etmek veya etmemek.